yasam-saglık-para-sevgi-metafizik

Thursday, August 17, 2006

yasam-metafizik-beyin dalgaları-psikonez




Dışarıda gideceğimiz yolu bulabilmek için içimize gitmemiz gerekir.İşte yaşamın belki de en büyük paradoksu budur.Kendi gerçek benliğimizle buluştuğumuzda "küçük ben"in bitmek tükenmek bilmeyen arzularından, ihtiyaçlarından, yanılsamalarından kurtulabilir ve özgür kalırız.Kim olduğumuzu bulma yolculuğu ise atılabileceğimiz en büyük maceradır.Nasıl bir insan olmak istediğimizi bulmak ve istediğimiz yaşama sahip çıkabilmek üstlenebileceğimiz en kutsal görevdir aynı zamanda.
Sorun bunu nasıl gerçekleştireceğimizde.
Bu içsel yolculuğu nasıl gerçekleştirebiliriz?Hepimiz bir çok şey denedik. Kütüphaneler dolusu yazılı kitap var bu konu hakkında. Türlü türlü sistem oluşturulmuş. Konuşmalar, seminerler, kurslar birbirini takip ediyor. İnsanlar meydanlara çıkmış bize nasıl daha mutlu, daha zengin, daha huzurlu olabileceğimiz hakkında coşkuyla bir şeyler anlatıyor. Bu dünyanın içine girmek insanı çoğu zaman yoruyor. Maddi-manevi tüketiyor ve bir de bakıyorsunuz ki başladığınız noktaya geri dönmüşsünüz.Son yapılan bilimsel araştırmalar insan beyninin içinde nörofiziksel bir birlik bilincine ulaşma dürtüsü olduğunu bulmuş. Evrimin itici gücü bu imiş. Yani dinlerin birlik arayışı, toplumların bir araya gelerek birlikler oluşturmaları vb. hep bu nörofiziksel dürtü yüzündenmiş.Bunu gerçekleştirmenin en önemli başlangıç noktası, korkuyu yenmekten geçiyor.Bizler korkuyu yenmenin kolay yollarını tercih ediyoruz, alkol, uyuşturucu, seks, sürekli bir aktivite içinde olmak gibi binlerce yol bularak, alttaki akıntıyı yok sayarak üstte tutunmaya çalışıyoruz. İçinizde taşıdığınız, size ait olduğunu zannettiğiniz değerlerin güvenlik ortamından kendinizi bilinmeyene doğru korkmadan atabilmeniz gerekiyor. Küçük ben'in tüm direnç noktalarına kulak asmadan. Alttaki akıntıya rağmen ve hatta alttaki akıntıyı kendi hayrınıza kullanmanın yollarını bularak.
BU YOLLARDAN BİRİ
MEDİTASYONVEBEYİN DALGALARI TEKNOLOJİSİNİN KESİŞTİĞİ NOKTA
Evrenin yaratılışını mistik felsefe, tek bir enerjiden yola çıkarak anlatır. Tıpkı bugün kuantum fizikçilerin anlattığı şekilde. Mistiklere göre yaratım anında bu tek enerji kendini kutuplaştırmış ve aşikar dualitelere ve zıtlık görünümlerine bürünmüş; iyi ve kötü, dişi ve erkek, yukarı ve aşağı, burada ve orda. Aşikar duaite ve zıtlık görünümlerine diyoruz çünkü, her bir zıtlık birbirinden tamamen aynı görünse daha varlığı açısından diğerine muhtaç. Tıpkı bir paranın iki yüzü gibi. "Sıcak" olmadan "soğuk" nasıl olabilirdi. Ya da "kötü" olmasaydı "iyi" nasıl var olurdu. Doğunun mistik felsefelerine göre evreni tezahür ettiren zihnimizin içindeki bu zıtlık çiftlerinin arasındaki gerilimdir.İlginçtir ki bu zıtlıkların arasındaki gerilim insan beyninin yapısında da kendini göstermektedir. Sağ ve sol yarıkürelere bölünmüş olan beyin de bunu yapısal olarak görmek mümkün. Beyin lateralizasyonu olarak adlandırılan bu hali aslında hepimiz biliyoruz. Sol yarı küresi bedenin sağ tarafını idare ederken, sağ yarısı da bedenimizisol tarafını idare etmektedir. Beyindeki filtreleme ve tercüme sistemi bu şekilde ikiyi bölünmüş olduğu için biz şeyleri ayrı ve karşıtlık içinde algılıyoruz. Büyük üstatların ya da son birkaç on yıldır kuantum mekaniklerinin söylemi içindeki birlik halini ve aradaki bağlantıları göremiyoruz.Sayfanın üstündeki yazıları görüyoruz ama sayfayı görmüyoruz. Sokakta giderken insanları, binaları, arabaları görüyoruz ama onların varoluşuna imkan veren mekanı-uzayı görmüyoruz. Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen arasında bir karar veriyor zihin, tıpkı bilgisayar gibi. Açık ve kapalı devreler arasında. Üstelik birisinin kazanmasını istiyoruz hep. İyi kötüye, zenginlik fakirliğe üstün gelsin. Hep ışık olsun, karanlık kaybetsin istiyoruz. Mümkün mü ? İmkansız. Kötü kalksaydı, iyiyi nerden bilecektik? Karanlık olmasaydı ışığı nasıl bilecektik? Beynin bu yapısı bizim deneyimlerimizi biz ve dünyanın geri kalanı olarak algılamamıza yol açıyor. Çocukluk programlanmalarımız ve eğitim sistemleri de bizi acıdan kaçmaya ve zevke yönelmeye, kötüden sakınmaya-iyiyi yapmaya itiyor. Beynin iki yarısı arasındaki ilişki ne kadar kopuksa biz o kadar ayrılık fikri büyütüyoruz. Korkularımız, stresimiz, endişelerimiz ve yalnızlık duygumuz büyüyor öyleki fonksiyonlarımızı kaybedebiliyor, "bağımlılıklar" yaratabiliyoruz.Geleneksel meditasyon beyni bir şekilde bir noktaya odaklayarak bu bölünmüşlüğü azaltmaya çalışıyor. Dualar, mantralar, nefesin takip edilmesi, bir mum alevine sürekli bakılması ve benzer tekniklerin müşterek amacı beynin iki yarısını dengede tutabilmektir. Bunu sürekli yaptığınız zaman gelen içsel barış, mutluluk ve huzur duygusu ise evrenin geri kalanı ile bir bağlantı kurabilmiş olmanızdan kaynaklanıyor. Ne kadar odaklanabilirseniz, o kadar iki yarı senkronize oluyor ve dolayısıyla siz evrenle bağlantınızı hissederek derin meditatif hallere geçebiliyorsunuz.1975 yılında Herbert Benson, Doçent Dr. Harvard Universitesi, Gevşeme üzerine bir araştırma yapıyor. Ve deneklerini yirmi dakika gözleri kapalı bir şekilde oturarak, "bir" gibi tek bir kelimeyi sürekli tekrarlama şeklinde odaklandırdığında, tıpkı geleneksel meditasyon yapanlardaki gibi bedensel verilere ulaşıyor.. Kan basıncının düşmesi, kronik ağrıların azalması, unutkanlığın geçmesi gibi. Bensonun araştırması beynin bir konu üzerine odaklanması neticesinde meditatif sonuçlara ulaşıldığını göstermesi açısından çok önemlidir.Oadaklanma halinde beyin bilim adamlarının söylediğine göre, gündelik uyanık bilinç halinde kullandığı beta beyin dalgalarından, daha gevşemiş haldeki alfa beyin dalgalarına geçiyor. Yıllar süren meditasyonlardan sonra meditatör daha derin beyin dalga alanlarına ( teta) girerek daha rahatlıyor ve bu alanda kısa gezintiler yapabiliyor. Bu alanlara girildiğinde gevşeyen varlığın beyninin iki yarısı arasında haberleşme başlıyor. Başlangıçta kısa süren bu deneyim halleri giderek uzayabiliyor. Beyni dengelendikçe strese bağışıklı hale geliniyor.
Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki, beyin dengelendikçe, dış dünyadan giderek bize gelen şeyleri kaldırabilme eşiklerimiz yükselmekte ve biz strese yola açan olaylara karşı bağışıklık kazanmaktayız. Ancak meditasyon veya odaklanma yoluyla elde edebildiğimiz bu sonuçlara ulaşmak çok uzun bir süre alıyor.
Meditasyon dış dünyayı algıladığımız filtreleri değiştiriyor. Beyinde senkronizasyon arttıkça dünyaya geldiğimizde başlamış olan tüm bölünmüş kategoriler birliğe doğru hareket ediyor. Dualiteler daha az bölücü oluyor. Şeyler arasındaki birlik ve ilişki daha netleşiyor ve onları ayrı ayrı algılamak yerine birliklerini görebiliyoruz. Kendilerini meditasyona adamış kişilerin yaşamın iniş ve çıkışlarına tepkileri neredeyse yoktur. Korkusuz ve yargısızdırlar. Başkalarını manipule etmeye kalkmazlar, otomatik negatif tepkileri yoktur. Kısaca ayrılığa dayalı zihinsel programların sınırlamalarından kurtulmuşlardır.
NEDİR BU BEYİN DALGALARI
1970 YILINDA Hintli bir yogi olan Swami Rama, Emler Gren isimli doktor tarafından laboratuar ortamına alınarak, beyin dalgaları incelendi. Dış koşullardan oluşan içsel tepkilerin nasıl istem içine alınarak kontrol edilebileceğini gördü. Bunu transandaltal meditasyonla ilgili yapılan nice araştırma takip etti. Zaman içinde araştırmalar beynin kademeli olarak daha uzayan ve yavaşlayan beyin dalgalarını buldular. Ve onlara yunan alfabesini kullanarak bazı isimler verdiler.
BETA
En hızlı 13-100+Hertz (Hz, devir/sn). Normal uyanık bilinç hali. Genellikle dört beyin dalgası kategorisinin kombinasyonu içinde çalışır beyin. Çoğu insan için, beta dalgaları diğerlerinden daha baskındır. Son çalışmalar bize yüksek (30 Hz ve daha üstündeki beta dalgalarının) bizde endişe, stres ve rahatsızlık zamanlarında ortaya çıktığını göstermektedir. Beyin yüksek dozdaki beta dalgalarında çalıştığı zaman davranış bozuklukları, bağımlılıklar, sinir nevroz, ayrılık duyguları yaşanır. Bilim adamlarınca "kaç ya da döğüş" adını verdikleri tepkisel davranışlar bu düzeyde oluşur.
ALFA
8-12.9 Hz arasında kalan daha yavaş bir dalga kalıbıdır.gözlerinizi kapatarak dinlenme moduna geçtiğiniz anda devreye girer. Alfa beyin dalgaları iç gözlemle ilgilidir. Alfa durumunda iken beyin rahatlatıcı kimyasallar salgılar. Yüksek ucunda iken süperöğrenme dediğimiz hali yaratır.Bir kitaba derin bir şekilde daldığınızda beyniniz alfa dalgaları üretiyordur. Uyku öncesi ya da uyanma başlangıcında düşük düzeyde alfa dalgaları üretir.Derin alfa düzeyi, düşük seviyeleri, iç huzuru ve hoşnutluk, dinginlik getirir. Geleneksel meditasyonun en temel beyin dalgasıdır. Beta kaç ve döğüş modelini yaratırken alfa gevşeme modelini yaratır. Dış dünyadaki tehlikeler yerine içe döner, gevşemeyi ve rahatlamayı öğrenir. Kendini yeniler.
TETA
Bu kalıp 4-7.9 Hz arasında daha yavaş bir dalga kalıbıdır. REM uyku düzeyindeki kırpışan göz kapağı modunda oluşur.Uykuya geçiş hali diyebileceğimiz bu dalga düzeyi yaratıcılık, hazfa, şifa, geçmişteki bilgi parçacıklarını birleştirerek aha dediğimiz deneyimleri yaşatan hal ile ilgilidir. Genel olarak derin meditasyon deneyimi yaşayanlar dahi çok kısa anlarda bu dalganın getirdiği hali deneyimlerler. Zen rahipleri üzerinde yapılan araştırmalar meditasyon sırasında ani yükselen teta dalgaları göstermiştir. Psikologlar teta halinin şuuraltına giriş kapısı olduğunu söylemektedirler.
DELTA
En düşük kalıptır. 0.1 ila 3.9 Hz arası. Düşsüz uyku halidir. Carl Junga göre tüm insanlar tarafından paylaşılan kolektif şuur alanı ile temas kurduğumuz haldir. Büyük bir birlik ve teklik deneyimlenir Aynı zamanda bu hal içinde az biraz beta, alfa veya teta kalıpları da varsa uyanık olmanız da mümkündür.İnsanlar her zaman sürekli olarak belli dozda delta dalgalırını taşımaktadırlar. Ama meditatörler yoğun bir delta haline girmezler, uyumadıkları sürece, uyudukları zaman da zaten meditasyon değildir o artık.

Beynin delta dalgaları yayması halinde en büyük gelişme yer alıyor. Bunun geleneksel meditasyon ile yapılması çok uzun yıllar neticesinde elde edilebiliyor ve çok kısa an dilimleri içinde. Teknolojik yardımlar alarak bunu kısa sürede gerçekleştirebilmek ise mümkün
Uyku süreci içinde girdiğimiz alfa ve teta beyin dalgaları yayılmaya başladığında zihnimizin şuuraltı dediğimiz bölgesindeki veriler taranmaya başlanır. Yeniden düzenlenir ve işleme tabi tutulur. Biz buna rüya diyoruz. Zihnin şuursuz bölgelerinin farkına varırız. Yani otomatik olarak çalışan, dış dünyada istediğimiz neticeleri almamıza yardımcı olmayan, eski ve uygunsuz duygularla ilgili zihinsel programlara gireriz. Teta durumunda bunları ele alarak işe yarar kaynaklar haline çevirebiliriz.Delta halinde ise girdiğimiz bölge, insan olmakla murat edilen ilk ve temel programların depolandığı yere gireriz. Deltanın düşsüz uyku hali olduğunu söylemiştik. Bu hale gene teknolojinin yardımı ile, üstelik tamamen uyanık olarak girmek mümkün. Deneyimlerimden biliyorum ki şuuraltımın en derin düzeyine depolanmış bilgilere anda ve uyanık ulaşabilmem mümkün oldu. Aslında meditatif halde iken yapılan değişikliklerin farkında olmamız da gerekmiyor. Yaşam içinde entelektüel anlayışa ulaşabiliyoruz.1950 yılında, New York Mt. Sinai Tıp Merkezinde çalışan Dr. Gerald Oster meditasyon ve beyin dalgaları üzerine araştırmalara başladı. Elde ettiği neticeleri Ekim 1973 te Scientific Americanda yayınladı. Buna göre, ses dalgaları beyin dalgaları üzerinde etkiliydi. Ses dalgaları kullanılarak, beynin istenilen dalgayı yaratması, meditasyon sırasında ulaşılabilen derin deneyimleri yakalaması mümkündü.Dr.Oster, tek bir ritm yaratacak ama çok az farklı iki frekans kullanıyor ve bunları ayrı kulaklardan aynı anda dinletiyordu. Bu sesler beynin olivary nucleus (zeytin çekirdeği) denilen bölgesinde bu tonların çözünürlüğü neticesinde tek ve tutarlı bir dalga haline geliyordu. Tabi ki hemen bir sanayi gelişti bunun etrafında. Sizi belli bir şekilde seslerle uyulmayıp, değişik ruh halleri içine alabiliyorlardı. Bunda eksik bir şeyler olduğunu düşünenlerde vardı.Bundan yirmi yıl kadar önce araştırmacı C. Maxwell Cade beyin dalgalarının hareketlerini gösteren EEG ler üzerinde çalışmaya başladı. Yüksek şuur hallerine rahatça geçebilen yüzlerce kişi ile birlikte çalıştı. Onların beyin dalgalarını inceledi. Benzerliklerini saptadı. Bu insanların beyin dalgaları ile diğer insanların beyin dalgaları arasındaki farklılıkları tespit etti. Bu insanlar beta dalgasından alfaya geçiyorlar, sonra alfa azalıyor deltaya geçiyorlardı. Biraz çalışmakla beta, alfa, delta kayboluyor ve teta haline geçebiliyorlardı. Bunu yapabilen insanların EEG leri ile Zen rahiplerinin EEGleri birbirilerinkine benziyordu. Araştırmalarına devam eden Cade, doruk deneyimleri yaşayan insanların bunların ötesinde bir başka hale geçtiklerini fark etti. Doruğa çıktıklarında beyinleri büyük miktarda alfa ve teta dalgaları yayıyor aynı zamanda da beta ve delta aktivitesini de güçlü bir şekilde taşıyorlardı.Bu her tür dalganın yoğun şekilde varlıklarını sürdürdükleri hale Cade, uyanmış zihin adını verdi. Doruk deneyimleri yaşayan bireylerin okurken, matematik hesaplar yaparken, ya da herhangi bir konuşma sırasında da bu dalgaları aynı yoğunlukta taşıdıklarını buldu. Bu bireyler, alfa dalgalarının gevşemişliğini, teta dalgalarının yaratıcı, belleyici halini, delta dalgalarının şifa verici, insanı topraklayan enerjisini aynı anda taşırken bir yandan da beta dalgalarının dış dünyaya yönelik konsantrasyon ve dış uyumu da bir arada yaşıyabiliyorlardı.Burada işleyen bir başka sistem vardı. Belli bir beyin dalgasına geçmekle beyin taşıyabileceğinin üstünde bir yük taşımaya zorlanıyordu. Zihinsel ve duygusal taşıma eşiklerinin üstüne çıkmaya zorlanan beyin yeni dalganın haline uyumlanıyordu. Beyin tıpkı bir koşucunun yavaş yavaş ısınması gibi halden hale geçerken onlara uygun yapısal değişiklikleri de kendi içinde yapıyordu. Başa çıkamıyacağı uyarılara karşı kendini geliştirerek ve yeniden organize ederek onları kaldırabilecek yeni bir yapıya ulaşabiliyordu...

Sağlık (vitaminler) Güzellik (nemlendirici mucizesi)



HÜLYA'NIN SAYFASINA HOŞGELDİNİZ !!











SAĞLIK

Vitamin nedir?
Vitaminler, eşlenmemiz, yaşamımızı sürdürmemiz için en gerekli elemanlardır. Eksiklikleri bir çok hastalıklara yol açar.A VitaminiÇocukların büyümesine yardımcı olur. Yangılara karşı bedenin direncini sağlar. Gözü korur, besler ve iyi çalışmasını güvence altına alır. Şu besinlerde bulunur: Süt, koyun eti, yumurta, balık, dana eti, tavuk eti ve av hayvanlarının eti, kuşkonmaz, patlıcan, tereyağı, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, hurma, ıspanak, ekmek, hamurişleri, çilek, taze fasulye, mercimek, kavu, şalgam, portakal, greyfurt, maydanoz, armut, elma, patates ve domates.B(1) VitaminiGelişmeyi sağlar, sindirimi kolaylaştırır. Meyve şekerlerinin özümlenmesine yardımcı olur. Salgı bezlerinin faaliyetini arttırır.Şu besinlerde bulunur: Süt, taze sebzeler, mercimek, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, portakal, ekmek, hamurişleri, nohut, balık, dana eti, kepek, sakatat, kuzu eti, sığır eti, muz, havuç, kestane, lahana, karnıbahar, un.B(2) VitaminiŞekerin özümlenmesini sağlar. Sinir sistemini düzene sokar. Solunum sisteminin çalışmasına yardımcı olur.Şu besinlerde bulunur: Süt, peynir, taze ve kuru sebzeler, bira mayası, koyun eti, yumurta, ceviz, fındık, ekmek, balık, patates, dana eti, salatalık, sakatat, badem, sığır eti, un.B(6) VitaminiDokuların yenileşmesini sağlar. Karaciğerin dostudur. Sinir sistemini düzene sokar. Cildin parlaklığı ve gerginliğini sağlar.Şu besinlerde bulunur: Et, süt, bira mayası, koyun eti, yumurta, portakal, armut, nohut, dana eti, yeşil salatalıklar, muz, lahana, ıspanak, karaciğer, ekmek, hamurişleri, taze ve kuru fasulye.C VitaminiKemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar. Büyümeye ve gelişmeye yardımcı olur. Kanı zehirlerden temizler. Tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını azaltır. Böbreküstü bezlerinin çalışmasını arttırarak erkeğin erkeklik gücünü sürdürmesini sağlar. Organizmayı grip, nezle gibi hastalıklara karşı dirençli kılar.D VitaminiKemikleşmeyi sağlar. Kandaki fosfor ve kalsiyum miktarını yükseltir.Şu besinlerde bulunur: Sucuk, balık ve su ürünleri, tereyağı, peynir, istiridye, süt.E VitaminiYapılan araştırmalara göre, yaşlanmaya neden olan "Radikal Asit" ismindeki bir asittir. Bu asit ise doymamış hayvansal yağlarda, tereyağı, zeytinyağı, araşit yağındaki ve bazı proteinlerdeki kimyasal maddelerle oksijenin birleşmesinden oluşur ve hücreleri tahrip ederek yaşlanmayı başlatır ve çabuklaştırır. Radikal asiti yok edip hücre tahribini önlemek ve hücrelerin çoğalmasını, yenilenmesini, gerçekleştirmek için E vitamininden ilaçlar yapılıyor. Bu ilacın yapımında ise en çok yumurtadan yararlanılıyor. Yumurtadan başka, E vitaminleri şu besinlerde bulunur: Muz, tereyağı, sığır eti, havuç, kepek, sığır karaciğeri, çilek, peynir, kuru fasulye, yer fıstığı, soya ve zeytinyağı, ton ve kılıç balıklarının yağı, süt, yumurta, portakal, taze bezelye, elma, patates, tavuk eti, pirinç ve domates.Güneş ışığı da kandaki E vitaminin miktarını arttırır. Dirilik, güç ve kudret veren E vitamini zürriyet ve gençlik sağlar ve kadınların döl bereketini arttırır. Tatillerim deniz kıyılarında, güneş banyosu yaparak geçiren kadınlar ummadıkları anda hamile kalırlar. E vitamini eksikliği, özellikle erkeklerde kısırlığa neden olur.E vitamininin en bol olduğu besinlerden biri de kepektir. Sofranızda kepekli ekmeğe ağırlık verin ve yemeklerde birer tatlı kaşığı kepek yutun. Yaşlılığı geciktiren, dinç kalmayı sağlayan Haçların yapımında, yumurtanın yanı sıra kepekten de yararlanılıyor.Fareler üstünde yapılan İncelemeler, E vitamİniyle beslenen farelerin ömrünün normal farelere göre yüzde 25 ila yüzde 45 oranında uzadığını göstermiştir.K Vitamini Cinsel gücü arttırmak için uygulanan tedavilerde, güçsüz erkeğe, hormonların yanı sıra B, E ve K vitaminleri verilir. K vitaminine gelince, bu vitamin en çok tereyağı, sığır eti, balık unu, koyun ve sığır karaciğeri, süt, balık yağı ve yumurta gibi hayvansal besinlerde, hurma, kuru incir, çilek, kavun, ısırgan, bezelye, elma, patates ve domates gibi bitkisel besinlerde bulunur. K vitamini yönünden en zengin gıdalar ise başta balık unu ve ısırgan, daha sonra da domatestir. Yukarda adlarını saydığımız gıdaların çoğunda, aynı zamanda, cinsel gücü arttıran fosfor da bol miktarda bulunmaktadır. Özellikle batık unu, balık yağı ve ısırgan fosforu bol ürünlerdir.Besinlerden AlınBilindiği gibi, vitaminler sentetik yoldan, labratuvarlarda da hazırlanmakta ve eczanelerde satılmaktadır. Ancak, besinlerden alman doğal vitaminler labratuvarlarda alınan sentetik vitaminlerden her zaman güçlüdür ve bu nedenle de, onların doğal yoldan edinilmesinde büyük yarar vardır.PP VitaminiHücrelerin solunumunda hayati bir rol oynar. Mide salgısını düzene sokar. Kandaki alyuvarları ve akyuvarları besler. Büyümeyi, gelişmeyi hızlandırır. Merkezi sinir sisteminin dostudur.Şu besinlerde bulunur: Süt, taze sebzeler, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, ekmek, hamurişleri, maydanoz, pırasa, nohut, bezelye, balık, kepek, dana eti, badem, enginar, sığır eti, havuç, kereviz, kara lahana, lahana, karmbahar, hıyar, hurma, ıspanak, un.e ne tür nemlendirici ürünler kullanılmalıdır, bu konuda pek bilgi sahibi değilizdir. Nemlendiriciler sadece cildi kurumaya değil, çevresel kirlilik ve yıpranmaya karşı da koruyor.Cilt bakım uzmanları, cilt tipiniz ne olursa olsun, cildinizi hergün nem kaybına karşı nemlendirmeniz gerektiği konusunda uyarıyorlar. Yağlı bir cildinizin olması, nemlendirici kullanmanıza gerek yok anlamına gelmez. Cilt bakım maddeleri üreten firmalar, nemlendiricilerin her cilt tipi için ayrı ayrı kullanılması gerektiğini belirtiyorlar. Kuru ciltler için kremler, karışık ve yağlı ciltler ise için losyonlar öneriliyor. Yağlı cildi olanların nemlendirici seçiminde dikkat etmeleri gereken şey, nemledirici kremin yağsız olması. Çünkü bazı kozmetik yağlar akneleri besleyerek harekete geçiriyor. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki, o da yaşadığınız ortam ve iklime bağlı olarak, daha fazla miktarda nemlendirici krem kullanma ihtiyacında olabileceğiniz. Yaşlanmaya karşı mücadeleGünümüzde kullanılan nemlendirici kremlerin üretiminde, ağır mineral yağlar artık kullanılmıyor. Bunların yerine yaşlanmaya karşı etkili olan, hücrelerin kendi doğal nem yapısında bulunan asit yağları kullanılıyor. Cildin üst yüzeyindeki hücrelerin yüzde 40'ını su molekülleri oluşturur ve bunlar hemen cildin altında bir çeşit koruyucu bariyer meydana getirirler. Sanki deri tabakalarını birarada tutan bir yapıştırıcı gibi görev yaparlar. Yaşlanmayla birlikte, cildin nem kaybı artar ve nemlendiriciye daha fazla ihtiyaç duyar. Nemlendiricilerin etkili oldukları bölge, "stratum korneum" adı verilen cildin en üst tabakası. Nemledirici ürünler su moleküllerini cildin en alt tabakalarına kadar taşıyarak, derinlemesine nemlendirmeyi sağlarlar. AHA nedir ?Nemlendirici ürünlerin hazırlanmasında vazgeçilmez maddelerden biri de, Alfa Hidroksil Asitler'dir. Kısaca AHA adı verilen cilde faydalı bu asitler, doğal bitkilerde bulunan glikolik ve laktik asit içerir. Cildin nemlendirilmesinin yanısıra, ölü hücre tabakasının atılarak, hücre yenilenmesini de sağlarlar. Böylece geride daha canlı ve genç görünümlü bir cilt bırakırlar. Uzmanlar, ölü hücre tabakalarının ciltten atılmadan, cildin nemlendirilemeyeceği görüşünde birleşiyor.Yaşlanmayı önleyici cilt bakımıGünümüzde piyasalara sunulan nemlendirici ürünler, B, C vitamini ve Betakaroten gibi cildin yaşlanma sürecini yavaşlatan vitamin çeşitleri içeriyor. UV ışınları, sigara, hava kirliliği ve çevresel faktörler cildin kolajen yapısını bozarak erken yaşlanmasına neden olur. Laboratuar araştırmaları yürüten dermatologlar, polipeptik asit, karbonhidrat, aminoasit ve vitaminlerden oluşan kombinasyonun cildin erken yaşlanmasına sebep olan çevresel faktörlere karşı oldukça etkili olduğunu belirtiyor. Yapılan araştırmalar sonucu, çevre kirliliği nedeniyle havada bulunan sülfür dioksit gazının, D vitaminini etkisiz hale getirdiği anlaşılmış. Bu yüzden uzmanlar özellikle kışın kirli havalarda, yaşlanmayı önleyici cilt bakım ürünlerinin yanısıra nemlendirici kremleri kullanmanın önemini vurguluyor.


NEMLENDİRİCİLER İLE İLGİLİ EN ÇOK MERAK EDİLEN 10 SORU ;

1- Cildi nemlendirmeye ne zaman başlamak gerekir?Cildinizin tipi ve nemlendirilmesi konusunda mümkün olduğunca erken bilinçlenmenizde fayda var. Cilt kendi halindeyken esnek, pürüzsüz ve canlıdır. Kirli hava, ultraviyole ışınlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle giderek mat ve cansız bir görünüm alır. Bu yüzden yağsız ve güneş ışığı filitreli bir nemlendirici krem kullanmayı, her gün dişlerinizi fırçaladığınız gibi alışkanlık haline getirmelisiniz.
2-Gece kremlerini kullanmak gerçekten gerekli midir?Gerekli değilse de kullanmanızda büyük fayda var. Birincisi, nemlendirici özelliğiyle cildin günlük nem kaybını önler. İkincisi, gece yarısından sonra harekete geçen hücre yenilenmesini en az 3 - 4 kez artırıcı özelliği vardır. Ayrıca gün boyunca yüzünüzdeki makyajdan hava alamayan cildiniz, gece boyunca kendini tamir etme fırsatını bulur.
3-Temizleme sütleri ve jelleri kullanmalı mıyız?Bunun cevabı, cildinizin tipine ve yaptığınız makyajın miktarına bağlı. Örneğin kuru ciltli ve yoğun makyaj yapan birisinin yağlı temizleme sütü veya losyonu kullanması gerekir. Yağlı ciltlere ise köpüren jeller ve sıvı sabunlar daha taze bir etki bırakır. Bu tip ürünler seçerken, cildin asit dengesini bozmama ve cildi kurutmama özelliğine dikkat edilmelidir.
4-Cildinizi doğru şekilde nemlendirmeyi biliyor musunuz?Belli bir yere kadar evet. Cildin nemlendirilmesini lipozom adı verilen su taşıyan moleküller sağlar. Cildin nemlenmesini sağlayan bu moleküller derinin üst yüzeyinde yuvalanmıştır ve dıştan içeriye doğru hareket halindedir. Bu moleküllerin güneş ve aşırı sıcaklarla azalması ciltte kurumalara ve çatlaklara neden olur. Bu nedenle yaz aylarında güçlü formüllü extra nemlendiricili, cildin gün boyu nemli ve yumuşak kalmasını sağlayan ürünler kullanmalısınız.
5-Nemlendirici kremler her gün kullanılmalı mıdır?Cilt, mevsimlere ve çevresel faktörlere göre tepki verir. Örneğin yazın daha yağlıdır, kışın ise soğuk hava ve rüzgarlar nedeniyle kuru, pütür pütür bir görünüm alır. Hastalıklar ve stres de cildin canlı, parlak görünümü alıp götürür. Bu nedenle cildinizin düzenli kullanılan bir nemlendiriciye ihtiyacı vardır.
6-Yağlı nemlendiciler siyah noktalara neden olur mu?Günümüz cilt bakım formülleri gözenekleri tıkamayan, siyah nokta yapmayan, ancak cildi koruyacak kadar yağ içeren ürünlerden oluşuyor. Eğer cildiniz yağlı ise mineral yağlardan ve balmumundan üretilmiş ürünleri tercih edin.
7- Kremin etkili olup olmadığını öğrenmek için kaç hafta geçmesi gerekiyor?Etkiyi görmek için üç - dört hafta yeterlidir. Bu süre cildin en üst tabakası olan epidermisin kendini tamamen yenileme süresidir. Doğru seçilmiş bir nemlendirici, su hücrelerinin cilt yüzeyinden cildin derinlerine kadar hareketi için uygun ortamı sağlar, üst deriyi mükemmel bir yumuşaklığa kavuşturur. Cildinizdeki değişikliği kısa sürede farkedersiniz: cilt, daha parlak, pürüzsüz ve temiz bir görünüm alır.
8- Nemlendirici kremler kırışıklıkları önleyebilir mi?Tamamen değil. Henüz kırışıklıkları tamamen durduran ve oluşmuş çizgileri ortadan kaldıran bir formül keşfedilmedi. Buna rağmen nemlendiriciler, çevresel faktörler ve su kaybından dolayı oluşan erken yaşlanmayı önlerler. Sağlıklı bir beslenme ve hayat biçimi cildi güçlendirir, yenilenmesini sağlar. Bayat ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak, sigara ve alkol kullanmamak, yeterince uyumak ve egzersiz yapmak genç kalmak için gerekli. Ayrıca bilim adamları vitaminlerin yararlı etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Cildin yaşlanmasından sorumlu olan ultraviyole ışınların zararlı etkisini A,C,E vitaminleri ile beta - karoten adlı vitamin azaltıyor. Bunlar yeşil yapraklı sebzeler, meyvelerde bol miktarda mevcut. Ayrıca nemlendirici kreminizi alırken formülünde bu vitaminleri içerenleri tercih edebilirsiniz.
9-Göz çevresi nemlendiricileri kullanmak yararlı mıdır?Yararlıdır, çünkü göz çevresindeki deri yüzün diğer kısımlarına oranla daha incedir. Bu aynı zamanda kırışıklıklara daha elverişli anlamına gelir. Bu yüzden göz çevresine ayrı bakım uygulamak yararınızadır. Ancak yağlı kremler bu bölgenin hassasiyetini daha da artırır. Bu yüzden yağsız olan göz kremlerini tercih edin. Gözaltı jelleri de bu bölgedeki cilt yenilenmesini hızlandırarak daha gergin bir hale getirir, kırışıklık izlerini hafifletir.
10-Su içmek cildi nemlendirir mi?Vücudumuzun yüzde 70'i sudur ve de bunun yüzde 20'si deri tarafından kullanılır. Günde en az bir litre su içmek cildi içeriden temizlemeye yardım eder, zehirlerden arındırır, yumuşaklığı korur, temiz ve sağlıklı olmasını sağlar.
Güzellik Bakım
Pürüzsüz cilt, parlak saçlar, sağlam tırnaklar, yalnızca bir düş müdür? Hayır! Doğanın bize sunduğu biçimiyle kullanılan bitkiler, bitkisel yağlar ve öteki ürünlerle mutfakta hazırlanabilen hafif etkili bileşimlerle bedene sağlıklı ve göze hoş gelen bir görünüm kazandırılabilir.
Genellikle kullanılan kozmetiklerin içerdiği kimyasal maddeler, yapay koku maddeleri ve bir çok katkı maddesi, sürekli kullanıldıklarında yararlı olmaktan ziyade zararlı olabilirler. Kimyasal maddelerle ve yapay koku maddeleriyle sürekli birlikteliğin duyarlı kişilerde ayrıca alerjilere yol açtığı da bilinen bir gerçektir. Tüm bunların yanı sıra, kimyasal kozmetikler çok pahalıdır da!

Doğal kozmetiğin avantajları

-Cilt bakımında kullanmak istediğiniz malzemeleri kendiniz seçebilirsiniz.
-Renk, koku ve dayanıklılık bakımından yapay madde kullanmanız gerekmez.
-Cilt dostu maddelerle cildin işlevlerini destekleyebilir ve cildin kendisini yenileyebilmesine(regenerasyon) yardımcı olabilirsiniz.

Tüm bu faktörleri göz önünde bulunduran kadınlar(ve erkekler), gitgide artan bir ilgiyle, reçeteleri yüzyıllardır uygulanmakta olan doğal bakım preparatlarını kullanıyorlar. Dillere destan güzelliğini, bal, kısrak sütü(eşek sütü!), bitkisel esanslar ve yağlarla koruyan Kraliçe Kleopatra, bu konuda önemli bir örnek olarak görülebilir. Cilt, saç ve tırnaklar için kremler, losyonlar, maskeler ve temizlik losyonları hazırlamak isteyen kişinin bu iş için fazla zaman harcamasına da gerek yoktur. Kullanılacak malzemeler eczaneden, bitkisel drog satıcılarından, sebze ve meyve satıcılarından satın alınabilir. Bazı güzellik bitkileri ise bahçede veya balkonda bile yetiştirilebilir.

Gerekli malzemeler
Cilt bakımı ürünlerinin yapımında (örneğin kremlerde), bir taşıyıcı ve dolgu maddesi ve iyileştirici görevini üstlenen etken maddeler gerekmektedir. Doğal kozmetik ürünlerinin temel taşıyıcı maddeleri, katı yağlar ve balmumu(ve benzerleri), su, alkol ve bitkisel yağlardır.
Katı yağlar ve balmumu türevleri
Katı yağlar ve balmumu türevleri, preparatlara(özellikle kremlere) gerekli kıvamı kazandırırlar ve ayrıca cilde yarayışlı özelliklere sahiptirler. Doğa bize bu çeşitleri bitkisel ve hayvansal formlarda sunar:
-Balmumu: Arıların yaptığı bal peteklerinin eritilmesi yoluyla elde edilir. Kaliteli olmasına özen gösterilmelidir. Balmumu, cildi pürüzlerden ve yağdan arındırır.
-Kakao yağı: Beyaz sarımtırak, oldukça katı, kırılabilir bir kütledir. Eritilirken, 36 dereceden fazla ısıtılmamalıdır. Kremlerin yumuşaklığını ve cilt tarafından çabuk emilmesini sağlar.
-Lanolin: Koyun yününden kazanılır. Cildi iyileştirici ve koruyucu özellikleri vardır. Ama koyunların parazitlere karşı korunmasında kullanılan kimyasal ilaçların kalıntılarını içerebilir. Satın alma sırasında bu bakımdan dikkatli olunmalıdır.
Sıvılar
Kozmetik malzemeleri genelde su ve alkol içerirler. Doğal bakım ürünlerinin pek çoğunda ise bitki çayları yer alır.
-Su: Bir numaralı hayat iksiri, yalnızca arıtılmış formda kullanılır. Böylece, örneğin kireç gibi mineraller ve bakteriler saf dışı bırakılmış olur. Arıtılmış su, nemlendirici maddelerin eşliğinde, cildi yumuşatır.
-Etil alkol: Özellikle losyonlarda ve temizleme sularında, düşük derecelerde kullanılır. Alkolün derecesi, arıtılmış su eklenerek düşürülebilir. Cildi fazla yağdan arındırır, mikrop kırıcı, iltihap önleyici ve yatıştırıcıdır.
Soğuk preslenen bitkisel yağlar
Bitkisel yağlar, değerli içerikleriyle(doymamış yağ asitleri, lesitin, vitaminler ve çeşitli mineraller), derinin işlevlerini desteklerler. Şifalı bitkilerle tedavi geleneğinde bitkisel yağ kullanımı, bilinen en eski beden bakımı uygulamalarında çok önemli yere sahiptir. Ama dikkat: Günümüzde kullanıma sunulan pek çok bitkisel yağ, kimyasal ilaç kalıntıları içermektedir! Bu nedenle, kimyasal ilaçlama yapılmayan bölgelerin ürünlerinden elde edilmiş çok kaliteli yağların kullanımına özen gösterilmelidir.
-Bademyağı: Acı ve tatlı badem çekirdeğinin karışımından, ama bazen de yalnızca tatlı bademden elde edilir. Bademyağı kullanışlıdır. Özellikle duyarlı, kuru ve çatlak ciltleri çok olumlu etkiler ve pürüzlerini alır. Bebeklerde de kullanılabilir.
-Hintyağı: Müshil ilacı olarak bilinir. Kendine özgü kokusu nedeniyle kozmetiklere katkı biçiminde, az miktarlarda kullanılır. Özellikle saçları güçlendirmede başarıyla kullanılabilir.
-Jojoba yağı: Jojobaöl, bilimsel adı Simmondsia chinensis olan, Meksika kökenli bir ağaççığın meyve çekirdeklerinden kazanılır. Akışkan bir mumdur. Kozmetik ürünlerinde yaygınlıkla kullanılır.
-Kabak çekirdeği yağı: Cildi düzgünleştirir, yumuşatır ve yaşlanmasını yavaşlatır.
-Soya yağı: Soya fasulyesinin yağı, yüksek oranda içerdiği lesitin ve A Vitamini göz önünde bulundurularak cilt bakımında kullanılan öteki yağlara eklenebilecek en değerli yağlardandır. Cildin beslenmesinde önemli görevler üstlenebilir.
-Susam yağı: Hafif etkili, cildi besleyici ve güneş ışınlarından(UV) koruyucu özellikler içerir. Cilde derinlemesine işler, temizleyici ve zararlı maddelerden arındırıcı olarak kullanılabilir.
-Zeytinyağı: Kaliteli sızma zeytinyağı klasik bir kozmetik katkısıdır. Cilde derinlemesine işler, normalleştirir ve kendini yenileyebilmesine yardımcı olur(regenerasyon).
Şifalı Bitkilerin Etkisi
Pek çok ev yapımı kozmetiğin etken maddeleri bitkisel kökenlidir. Bu bitkilerin çok önemli bir bölümü yüzyıllardır kendilerini çok yönlü olarak kanıtlamışlardır. Ayrıca son elli yıl içinde bitkiler üzerinde yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları da fevkalade olumlu çıkmıştır. Aşağıda tanıtılan bitkiler, güzellik bakımına en uygun olanlardır:
-Atkuyruğu: Bitki, içerdiği bol miktarda silisik asit sayesinde, cilde yeni bir esneklik kazandırır. İrin toplayan sivilcelerin tedavisinde kullanılabilecek çok etkili bir dezenfekte ilacıdır.
-Aynısafa çiçeği: Deriyi temizler ve kendini yenilemesini destekler (regenerasyon). İltihaplanmaları önler ve yaraların iyileşmesini çabuklaştırır. Aynısafa merhemi de yaraların iyileşmesinde önemli rol oynar.
-Sarı kantaron: Yatıştırıcıdır. Özellikle kuru ve çatlak deriyi rahatlatır ve iyileşmeyi hızlandırır.
-Ceviz yaprağı: Yağlı ve temiz olmayan ciltlerde ve yağlı saçlarda kullanılabilir.
-Ebegümeci: Basit yaraların çabuk iyileşmesini sağlar. Deriyi düzgünleştirir ve kuru deriye kadife yumuşaklığı kazandırır.
-Civanperçemi: İltihaplanmaları önler, krampları çözer ve dezenfekte eder. Özellikle sağlıksız ve iltihaplı deride başarıyla kullanılabilir.
-Gülyağı ve gülsuyu: Deriye canlılık kazandırır ve gerginleştirir.
-Ihlamur: Deri dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler, kuru ve duyarlı deriler için uygundur.
-Isırganotu: Derinin kan dolaşımını hızlandırır. Yağlı saçlara ve kepeğe karşı kullanılabilir.
-Kekik: Dezenfekte gücü çok yüksektir. Özellikle sağlıksız ve iltihaplanmaya yatkın deri için önerilir.
-Oğulotu(Melisa): Limon kokulu bu bitki, sinir sisteminin yanı sıra deriyi de genel anlamda yatıştırır.
-Mayıs papatyası: Bu klasik güzellik bitkisi, iltihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcı etkileri ile özellikle problemli ve duyarlı deriler için çok önemlidir.
Mutfağımızdaki güçler
-Avokado: İçerdiği yağ asitleri ve vitaminler sayesinde bu koyu yeşil meyve, çok değerli besinler listesinde yer almaktadır. Dıştan kullanımda, bol miktarda içerdiği A Vitamini, hücrelerin yenilenmesini destekler, üstderide kepeklenmeyi nasırlaşmayı önler. B Vitamini kompleksi, hücre metabolizmasını çok olumlu etkiler. Avokadonun etken maddeleri, deriyi kurumaktan korur ve özellikle, duyarlı, kuru, yıpranmış ve yaşlanmış derileri iyileştirir ve güçlendirir.
-Çiçek balı: Dünyanın bilinen en eski tatlandırıcısı albüminler, vitaminler, mineraller, mikro besin maddeleri, enzimler ve organik asitler içerir. Bu besleyici maddeler deriyi güçlendirir ve yumuşatır. Antibakteriyel ve iltihap giderici, deriyi gerginleştiricidir, esnekliği arttırır ve kan dolaşımını uyarır.
-Buğday kepeği: Mineraller ve B Vitaminleri içerir. Deriye düzgünlük kazandırır ve kurumaktan korur.
-Yeşil çay: Japonların ulusal içkisi olan yeşil çay, yalnızca içten değil, dıştan da kullanıldığında çok yarayışlıdır. Duyarlı ciltleri yatıştırır, olgunlaşma aşamasındaki deriyi besler ve vaktinden önce yaşlanmaktan korur.
-Çökelek/Ekşimik: İltihaplı deriye karşı eskiden beri kullanılan çökelek, gerektiğinde biraz ılık sütle karıştırılarak krem kıvamına getirilir. Yağlı cilt bakımında kullanılır, altderinin(perminal katmanın) kan dolaşımını hızlandırır, ayrıca hafif güneş yanıklarında rahatlatıcıdır. Çıbanları(örneğin koltuk altında çıkan köpekmemesini) kısa sürede işletir ve temizler.
-Elma sirkesi: Bu çok yönlü ilaç, deriyi güçlendirir ve derinin asidik koruma örtüsünü güçlendirir. Çok zengin vitaminler ve mikro besin maddeleri içerir. Kuru ve çatlak cilt kadar, yağlı ve sivilceli cildin bakımında da başarılıdır. Saçlara yumuşaklık ve parlaklık kazandırır.
-Havuç: İçerdiği karoten(Provitamin A) ve lesitin, deri sertliklerini normalleştirir, deriye sağlıklı bir görünüm ve renk kazandırır.
-Hıyar(Salatalık): Deri için klasik bir nemlendirici olarak bilinen hıyar, yağdan arındırıcı etkiye de sahiptir ve bu nedenle yağlı ciltler için hazırlanan maskelere ve kompreslere de girer.
-Limon: Doğal kozmetikte çok önemli yeri vardır. Mikrop kırıcı, sıkıştırıcı/büzüştürücü/gerdirici özelliği vardır ve deriyi yağdan arındırır.
-Süt: Yağlı cilt bakımında ve nemlendirici olarak idealdir. Çok değerli maddeleri cilt tarafından hızla emilir. Üstderiye esneklik kazandırır, derinin asidik koruma örtüsünü güçlendirir, kan dolaşımını uyarır ve pürüzlü deriyi düzgünleştirir.
-Yoğurt: İçerdiği bakteri kültürleri sayesinde, üstderi bakteri florasının yeniden yapılanabilmesine yardımcı olur. İçerdiği süt asidi ise cildin erken kırışmasını önler, ona yumuşaklık ve esneklik kazandırır.
-Yulaf: B grubu öncelikli olmak üzere, vitaminler, mineraller ve değerli yağlar içerir. Öğütülmüş yulaf deriyi düzgünleştirir ve özellikle bu amaçla hazırlanan yüz maskelerinde başarıyla kullanılabilir.
-Yumurta sarısı: Lesitin ve kolesterol açısından çok zengin olduğu için, cilt maskeleri ve kompresler hazırlanırken emulgatör olarak (örneğin yağ ile suyun bir süre için birbirine karışmasını sağlamakta) kullanılır. Cildi rahatlatır ve düzgünleştirir.
-Zencefil: Cildi çok olumlu etkileyen doymamış yağ asitleri bakımından çok zengindir. Deriyi yağdan arındırır, iltihapları yatıştırır, çatlakların ve küçük yaraların iyileşmesini hızlandırır.
Eterli yağlar(esanslar)
Eterli yağlar, bildiğimiz anlamdaki bitkisel yağlardan değildir; pek çok uçucu(eterli) maddelerin bir bileşimidir. Yağ olarak anılmalarının başlıca nedeni, suda çözünmeyip ancak katı veya sıvı yağlarda çözünmeleridir. Bu çok değerli eterli yağlar, bitkilerin damıtılmasıyla veya preslenmesiyle elde edilirler. Cilt bakımında kullanılacak olan eterli yağların kaliteli ve gerçek olmalarına büyük özen gösterilmelidir. Yapay esansların bitkisel yağlara karıştırılması yoluyla oluşturulmuş sahte eterli yağların cilt bakımında kullanılmaları çok yanlış olur. Yalnızca eczanelerden ve güvenilir firmalardan, yüzde yüz doğal olduğuna inandığınız yağları satın alınız!
Eterli yağlar, çok yönlü etken maddeleri sayesinde yalnızca cildi rahatlatıp iyileştirmekle kalmazlar; kişide yatıştırıcı, uyarıcı, canlandırıcı ve rahatlatıcı etkiler de yaratabilirler. Eterli yağlar, kremlerde, losyonlarda, banyo katkısı veya inhalasyon(soluma) biçiminde kullanılarak, beden sağlığına ve rahatlığına geniş ölçüde katkı sağlayabilirler.
Eterli yağların etkileri
-Kafur yağı: Kan dolaşımını uyarıcı ve canlandırıcıdır.
-Karanfil yağı: Cildi yatıştırır ve dezenfekte eder.
-Lavanta yağı: İltihaplanmayı önleyici, yatıştırıcı ve hücre yenileyici.
-Limon yağı: Dezenfekte edicidir. Kırılmaya eğilimli tırnakların bakımında kullanılabilir.
-Nane yağı: Metabolizmayı uyarıcı, dezenfekte edici ve kan dolaşımını uyarıcıdır.
-Oğulotu(melisa) yağı: Yatıştırıcı ve duyarlılığı azaltıcı etkiler içerir.
-Mayıs papatyası yağı: İltihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcıdır.
-Rezene yağı: Dezenfekte edici, yatıştırıcı ve güçlendiricidir.
-Servi yağı: Dokuları sıkıştırıcı ve dezenfekte edicidir.
-Turunç kabuğu yağı (Bergamot): Antiseptik ve iyileşmeyi hızlandırıcıdır.
Eterli uçucu yağlar, banyo katkısı olarak bile, önce katı veya sıvı yağların içinde çözündürülmelidir; çünkü suda çözünmezler ve değdikleri bölgeyi tahriş edebilirler!
Kimyasal kozmetik ürünleri genellikle, konserve edici yapay maddeler içerirler. Ürünler böylece uzun süre boyunca bozulmaz, ama derinin dengesini bozabilirler ve alerjilerin başlıca nedeni olarak tanınırlar. Bu yapay maddeler yalnızca ürünün içindeki bakterileri öldürmekle kalmayıp, derinin dengesini koruyan çok önemli doğal bakterileri de yok ederler. Burada tanıtılacak olan doğal kozmetik ürünler, dayanıklılık kazandıran herhangi bir yapay madde içermedikleri için, saklanmaları ve kullanım süreleri bakımından çok dikkatli olmak gerekir. Şifalı bitki demlemeleri ve besin maddeleri ile hazırlanan kozmetikler hemen kullanılmalıdır. Bu tanımın dışında kalan ürünlerin buzdolabında saklanması doğru olur. Bitkisel yağlar ise birkaç ay boyunca bozulmadan bekleyebilirler. Kremler ve losyonlar da en çok iki haftalık bir süre içinde kullanılmalıdırlar.
Mutfakta hazırlanan doğal kozmetiklerle deriye, saçlara ve tırnaklara hiçbir zarar vermeden bakım yapılabilir, ama bu bakım sürecinde de problemler yaşanabilir. Daha önce hep hazır kozmetik ürünü kullanmış olan kişilerde, doğal kozmetik ürünleri bazen sivilcelenme veya deri gözeneklerinin iltihaplanması gibi tepkiler oluşabilir. Bu durumlara genellikle, deri metabolizmasını güçlü bir biçimde etkileyebilen bitkiler kullanıldığında rastlanır. Alerjilerde ise durum değişiktir: Bazı bitkilere veya bitki yağlarına karşı deri hemen veya kısa bir süre sonra, kızarıklık veya kaşıntı gibi tepkiler verebilir. Bu durumda, alerjiye yol açan reçetenin kullanımına hemen son verilir. Ama önceden bir deri testi yaparak, alerjik tepki oluşup oluşmayacağı saptanabilir: Söz konusu üründen birazı, kol ekleminin iç tarafına sürülür ve ertesi güne kadar beklenir. Eğer ertesi gün o bölgede herhangi bir alerjik tepki oluşmamışsa, söz konusu reçete rahatlıkla kullanılabilir.
Önemli bir konu da, önerilen dozajlara sadık kalınmasıdır. Bazen fazla kullanılan birkaç damla eterli yağ bile önemli değişikliklere yol açabilir. Ayrıca, eğer reçetede belirtilmemişse eterli yağlar, kesinlikle doğrudan cilde uygulanmamalıdır!
Cilt Tipiniz Nedir?
Yapısı ve işlevleri açısından herkesin cildi benzerlikler gösterir, ama yine de her cilt başkadır. Genellikle üç cilt tipinden söz edilir: Normal veya karışık cilt, yağlı cilt ve kuru cilt. Bu üç değişik durumun bir kişide görülmesine çok ender rastlanır. Ama karma biçimleri söz konusudur ve mevsimlere ve yaşa göre cildin özelliklerinde değişimler görülebilir.
-Normal ve karışık cilt: Normal cilt düzgün ve yumuşaktır, donuk bir parlaklığa ve sağlıklı bir görünüme sahiptir. Karışık ciltte, yanaklar kuru ve daha çok alın, burun ve çene bölgeleri yağlıdır. Ama bu durum, normal ciltte de görülebildiği için, normal cilt sınıfına girer.
-Yağlı cilt: İri gözenekli ve sivilcelenmeye yatkındır. Yıkandıktan kısa süre sonra yine parlak bir görünüm kazanır ve kremlendikten uzun bir süre sonrasına kadar yağlı kalır. Sivilceli cilt, yağlı cildin kız kardeşidir: Sivilceler, yağ yapımında bir aksaklığın belirtisidir.
-Kuru cilt: Bazen sert ve pulludur, göz ve ağız çevresinde genç yaşlarda kırışıklıklar oluşmaya başlar. Kuru cildin bakımında yanlışlıklar yapılabilir. Temizlendikten sonra gerilir ve yağlı kremler çok çabuk emilir.
Eğer cildinizin hangi sınıfa girdiğine karar veremiyorsanız, bir kozmetik uzmanına başvurmanız doğru olur. Böylece, uygulayacağınız reçetelerde ve bakım yöntemlerinde yanılgıya düşmemiş olursunuz.
*Yağlı bölgeleri veya karışık ciltteki sivilceli bölgeleri yağdan arındırıcı maddelerle temizlemeye çalışmayınız. Cildin asidik koruma örtüsünü tahrip edebilirsiniz.
*Yağlı cildinize çok etkili veya yüksek dereceli alkol içerikli ürünlerle işkence etmeyin. Bu tür bakıma yağ bezlerinin tepkisi, daha fazla yağ üretmek olacaktır.
*Özellikle kuru cildi soğuk suyla yıkamayın: Aksi halde gözenekler kapanır ve cilt daha fazla kurur.
*Cildin kendini yenileyebilmesi için(regenerasyon), haftada 1-2 kere, cilde uygun yüz maskeleri uygulanmalıdır.
*Peeling yöntemi(ayda 1-2 kere), cildin sertleşmesini önler.
*Pigment lekelerine karşı, rendelenmiş çiğ patates maskesi, 15-20 dakika etkilemeye bırakılır.
-Mayıs papatyası yağı, her tür cilt için
30g mayıs papatyası, 100 ml susam yağı ve 100 ml kırmızı kantaron yağına eklenir. Cam yağ kavanozu bir saat boyunca çok sıcak su banyosunda (benmarin yöntemi) bekletilir ve süre sonunda iyice çalkalandıktan sonra, tülbentten geçirilerek süzülür. Yağa batırılan pamukla yüz iyice temizlenir.
-Yağ karışımı, normal ve karışık cilt için
10’ar ml soya yağı ve hintyağı, 20 ml bademyağı ve 30 ml zeytinyağı iyice karıştırılarak koyu renkli bir şişeye aktarılır. Yağla ıslatılan bir pamukla, yumuşak hareketlerle yüze, boyuna ve dekolteye yedirilir.
-Temizlik maskesi, yağlı cilt için
1 yumurta sarısı, 1 yemek kaşığı susam yağı ve 3-4 damla limon suyu iyice karıştırılarak krem haline getirilir. Elle veya bir bezle, yüze, boyuna ve dekolteye sürülür ve 10 dakika etkilemeye bırakılır. Süre sonunda bol ılık suyla yıkanılır.
-Limon peelingi, yağlı cilt için
2 yemek kaşığı dolusu ince rendelenmiş limon kabuğu, 2 yemek kaşığı yulaf unu ve 6 yemek kaşığı dolusu buğday kepeği iyice karıştırılır ve biraz su eklenerek esnek bir lapa haline getirilir. Dairesel hareketlerle, 2-3 dakikalık bir süre boyunca cilt temizlenir. Bol ılık suyla yıkanılır.
-Yeşil çay losyonu, kuru cilt için
Orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suda 1 tatlı kaşığı dolusu yeşil çay haşlanır, üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. 1 yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığı dolusu çiçek balı ve 10 ml gliserin iyice karıştırıldıktan sonra, çayla birlikte küçük bir kavanoza aktarılarak iyice çalkalanır. Karışıma batırılan pamukla, yüz, boyun ve dekolteye friksiyonla iyice emdirilir.
-Kepek peelingi, olgun cilt için
5 yemek kaşığı dolusu badem veya buğday kepeği biraz suyla iyice karıştırılarak lapa haline getirilir. Dairesel hareketlerle, 2-3 dakika boyunca yüz iyice temizlenir.
Canlandırıcı yüz losyonları
Yağ veya kremlerle yapılan bir temizliğin ardından uygulanan yüz losyonları, cilde canlılık kazandırır ve yatıştırıcıdır. Bir pamuk parçasını losyonla ıslatın ve yüzünüzü, boynunuzu ve dekoltenizi nemlendirin.
-Lavanta suyu, karışık cilt için
Sabahları ve akşamları, bir pamuğu lavanta destile suyu ile ıslatın ve yüzünüze, boynunuza, dekoltenize sürün.
Lavanta suyu, yağlı cilt için
50 ml lavanta destile suyu, 2-3 damla nane yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu elma sirkesini bir cam kabın içinde iyice çalkalayarak karıştırın. Yüzünüzü, boynunuzu ve dekoltenizi, bu sıvıyla ıslattığınız bir pamukla temizleyiniz.
-Aynısafa losyonu, kuru cilt için
50 ml portakal çiçeği destile suyu, 50 ml gülsuyu ve 20 ml aynısafa tentürünü bir şişede iyice çalkalayarak karıştırın. Yüzünüzü bu losyonla temizleyin. Aynısafa tentürünün yapımı için gerekli bilgiyi, kitabın bitkiler bölümünde bulabilirsiniz.
-Bitki losyonu, sivilceli ve iltihaplı cilt için
1 yemek kaşığı dolusu mayıs papatyası, 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ayrıkotu kökü, 1 yemek kaşığı dolusu öksürükotu yaprağı(veya ebegümeci yaprağı), 1 yemek kaşığı dolusu aynısafa çiçek yaprağı (hepsi kurutulmuş olarak), 200 ml steril su, 30 ml 70 derecelik etil alkol ve 30 ml adaçayı destile suyu bir kavanoza koyulur ve ağzı iyice kapatılır. Arada bir çalkalanarak 3-4 gün bekletildikten sonra, 3-4 kat tülbentten geçirilerek süzülür. Elde edilen losyon, koyu renkli temiz bir şişeye aktarılır. Her kullanımdan önce iyice çalkalanır. Losyonla ıslatılan bir pamukla, sabahları ve akşamları, yüz, boyun ve dekolte nemlendirilir.
Yağ karışımları
Eterli bitki yağları, yüz masajları için çok uygundur veya kuru ve olgun ciltler için, bir gece kreminin yerini doldurabilirler. Ama eterli yağlar doğrudan kullanılmaz, ana madde olarak seçilen bir bitkisel yağa uygun miktarda karıştırılarak kullanılırlar. Önerilen miktarlar bir kapta karıştırıldıktan sonra koyu renkli bir şişeye aktarılır ve iyice çalkalanır. Yağların birbirine tam olarak karışabilmesi için birkaç saat beklenilmesi gerekir.
-Yağ karışımı, yağlı cilt için
15 damla limon yağı, 12 damla servi yağı(veya 10 damla kafur yağı), 10 damla lavanta yağı, 50 ml soya yağı.
-Yağ karışımı, normal cilt için
15 damla lavanta yağı, 4 damla gülyağı, 8 damla adaçayı yağı(veya ökaliptus yağı) ve 50 ml susam yağı.
-Yağ karışımı, kuru cilt için
15 damla rezene yağı(veya mayıs papatyası yağı), 5 damla lavanta yağı, 5 damla gülyağı ve 50 ml bademyağı.
-Yağ karışımı, olgun cilt için
15 damla lavanta yağı, 5 damla kekik yağı, 3 damla nane yağı, 10 damla gülyağı ve 50 ml zeytinyağı.
Deriyi Besleyici Maskeler
Maskeler, cildi güçlendiren klasik güzelleştiricilerdir. İyileştirici ve güzelleştirici maddelerini cilde emdirerek, onun kendini yenileyebilmesine yardımcı olurlar. Maskeler cildi yatıştırır, gerginleştirir ve kan dolaşımını uyarırlar.
-Elma-krema maskesi, normal ve kuru cilt için
Kabuğu soyulan bir elma ince rendelenir ve 1 yemek kaşığı dolusu krema ile iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 10 dakika etkilemeye bırakılır.
-Ekşimik/Çökelek maskesi, yağlı cilt için
4 yemek kaşığı dolusu ekşimik(çökelek), 10 ml adaçayı destile suyu, 10 ml gülsuyu, 1 kahve fincanı ılık süt mikserde iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanarak 30 dakika etkilemeye bırakılır.
-Zencefil kompresi, yağlı cilt için
1 bardak zeytinyağı hafifçe ısıtılır, 1 yemek kaşığı dolusu öğütülmüş zencefil yağa iyice karıştırılır ve 1-2 saat bekletilir. Bu karışımın emdirildiği bez parçaları yüze uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.
-Hıyar maskesi, yağlı cilt için
Soyulmuş hıyardan kesilen 5 kalın dilim mikserde püre haline getirilir, 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 2 tatlı kaşığı susam yağı, 1 yumurta sarısı iyice çırpılır ve hepsi mikserde iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanarak, 45 dakika etkilemeye bırakılır.
-Ekşimik/çökelek maskesi, yağlı cilt için
125g ekşimik(çökelek), 2 yemek kaşığı dolusu ılık süt ve yarım limonun suyu iyice karıştırılır. Yüze uygulanır ve 15 dakika etkilemeye bırakılır.
-Avokado maskesi, kuru cilt için
Olgun bir avokado meyvesi kabuksuz olarak çatalla ezilir ve yarım tatlı kaşığı bal, bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile iyice karıştırılır. Bir yumurta sarısı çatalla iyice çırpıldıktan sonra eklenerek karıştırılır ve bu arada da 3 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı, karıştırılma sırasında azar azar eklenir. Yüze, boyuna ve dekolteye bolca uygulanır ve 20-30 dakika etkilemeye bırakılır.
-Havuç maskesi, olgun cilt için
1 yumurta sarısı, yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı dolusu havuç suyu iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye sürülerek, 20-30 dakika etkilemeye bırakılır.
-Buğday kırması maskesi, kuru cilt için
100g kırılmış buğday, krem haline gelebilecek ölçüde zeytinyağı ile mikserde karıştırılır. Yüze uygulanır ve 15 dakika etkilemeye bırakılır.
-Yeşil çay maskesi, olgun cilt için
Bir bardak su kaynatılır ve 5 dakika bekletilir, 1 yemek kaşığı dolusu yeşil çay eklenerek 5 dakika demlendirilir, süzülür ve soğumaya bırakılır. Bu arada, 3 yemek kaşığı dolusu bademyağı ve 1 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyice karıştırılır. Yeşil çay bu karışıma yavaş yavaş eklenirken karıştırmaya devam edilir. Maske, yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.
-Cildi tazelemek için (20 dakikalık maskeler)
*Bal, limon suyu ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı iyice karıştırılır.
*Limon suyu ve 1 yumurta sarısı iyice karıştırılır.
*Sütte pişirilen 1 elma iyice ezilir ve ılıklaşması beklenir.
Kompresler ve Buğu Banyoları
Şifalı bitkilerle veya eterli yağlarla hazırlanan kompresler ve buğu banyoları cilde tazelik kazandırır ve kan dolaşımını uyarır. En doğrusu, cildin akşam temizliğinin ardından uygulanmasıdır.
Kompresler için, çok sıcak ama kaynamayan suyla bitkiler haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür.
Yüze uygulanan buğu banyoları için, kaynar derecede olmayan çok sıcak suya bitkiler veya eterli yağlar eklenir. Büyük bir havluyla baş ve su kabı örtülerek, gözler kapalı biçimde, 5-10 dakika boyunca buharın cildi etkilemesi beklenir. Buhar cildi yakmamalıdır! Sonunda yüz soğuk suyla yıkanır ve temiz bir havluyla kurulanır.
-Şifalı bitki kompresleri, yağlı cilt için
2 yemek kaşığı dolusu civanperçemi, ıhlamur veya ökaliptus yaprağı, yarım litre su.
-Şifalı bitki kompresi, kuru cilt için
2 yemek kaşığı dolusu mayıs papatyası, lavanta veya ıhlamur, yarım litre su.
-Şifalı bitki kompresi, olgun cilt için
1 yemek kaşığı mayıs papatyası, 1 yemek kaşığı kuşburnu kabuğu, 1 yemek kaşığı dolusu aynısafa çiçeği, yarım litre su.
-Buğu banyosu, yağlı cilt için
Mayıs papatyası, ıhlamur, civanperçemi, ökaliptus veya biberiye yağından 4-6 damla ve 1 litre su.
-Buğu banyosu, kuru cilt için
2 yemek kaşığı dolusu mayıs papatyası, lavanta veya ıhlamur ve 1 litre su.
-Deri gözeneklerinin sıkıştırılması için
*Ezilmiş taze muşmula yaprağı, 20 dakikalık kompres olarak.
*Dilimlenmiş havuç, hıyar veya domates, 15-20 dakika süreyle problemli bölgeye yatırılır.
*Bal maskesi, 20-25 dakika süreyle uygulanır. Yüz ılık sütle yıkanır ve soğuk suyla güzelce durulanır.
*Atkuyruğu çayı, 10-15 dakikalık kompres olarak uygulanır.
*Ceviz yaprağı çayı, 10 dakikalık kompres olarak uygulanır.

değerli taşlar - tılsımlar

DEĞERLİ TAŞLAR

Kuvars
Yüzyıllardır tedavi ve sihir alanlarında kullanılan Kuvars Kristali, dünya kabuğunun yüzde on ikiden fazlasını oluşturmaktadır. Oksijen ve silikonun bileşiminden oluşan Kuvars, bugün tedavi edici nitelikleri en fazla olan taşların başındadır. Duygusal dengeleyicidir. Beyin fonksiyonlarını uyarır. Kişinin çevresinde oluşan negatif enerjiyi yok ettiği gibi pozitif enerji toplar,aktive eder, biriktirir, geçirir ve kuvvetlendirir. Ayrıca düşünce formlarını aktive eden bir özelliği de vardır. Kuvarsın özellikle güç ve canlılık kaybına karşı koruma sağladığına inanılır. Kahinlerin kristal küreler kullanarak yorumlarda bulunmaları, onun zihinsel konsantrasyona ne kadar etki ettiğinin de bir göstergesidir. Kuvars kristallerinin cinslerine göre çeşitli isimleri vardır. Bildiğimiz şeffaf kuvarsa halk arasında kaya kristali denebildiği gibi, pembe kuvarsa Aşk Taşı denir. Onu üzerinde taşıyanı öfkeden, suçluluktan, korku ve kıskançlıktan koruduğu ve kısırlığa karşıda yararlı olduğu kabul edilir. Rüya Taşı olarak da bilinen dumanlı kuvarsın umutsuzluğa, üzüntüye, öfkeye, depresyona ve diğer negatif etkilere karşı taş sahibini koruma altına aldığına inanılır. Çok yönlü bir mineral olması onu saatlerde, deterjanlarda, diş macunlarında, cam ve elektrik ışıklandırmalarında kullanılır hale getirmiştir. Kuvars kristalleri hemen hemen tüm burçlarda kullanılabilecek bir taştır.
Akik
Bedensel ve zihinsel kuvvetlendirici bir taş olan Akik taşıyanı tehlikeden korur, uyumsuzluklarına son verir. Akik taşının bunların yanı sıra uykusuzluğa, korkaklığa, karabasana, nazara ve hatta metabolizmanın düzgün çalışmasına faydası olduğu da bilinen şeyler arasındadır. Akik taşına kimileri de Ateş Taşı ya da Gezgin Taşı derler. Gerçeklerin farkına varılmasında yardımcıdır. Hemen hemen tüm burç özelliklerine uyar. Ametist : Ametist, kuvars ailesinden mor ya da mavi-mor renkli bir taştır. Asırlar boyunca değişik uygarlıklarda sevgi ve beğeniyle kullanılmış, Asya ve Mısır'da mühür olarak değer kazanmıştır. Eski çağlarda "sarhoşluğu yok eden taş" olarak bilinirdi. O zamanlarda bir kısım kadeh, çanak, kap gibi şeylerin birçoğu ametistten yapılmaktaydı. Ametist, endoktrin ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kanı temizler ve enerji verir. Bilinç seviyelerini aktive eder, yatıştırıcı etkisi vardır. Meditasyon için en ideal taşlardandır. Ametist astrolojide de başak, oğlak, kova ve balık burcu insanının taşı olarak da bilinir.
Opal
Kuvarsın bir çeşididir ve kuvars gibi silis oksittir. Halk arasında Gökkuşağı Taşı olarak da bilinen Opal, karışık bir geçmişe de sahiptir. Kimisi onu talihsizlik getiren bir taş olarak nitelerken, kimisi de güven duygusunu taze tutmak ve düşmanlara karşı güçlü olmak için üzerinde taşır. Ayrıca negatif duyguları emdiğine ve duygusal dengeleyici olduğuna da inanılır. Görme duyularını güçlendirip, sezgi arttırıcı etkisi vardır. Üst ben’e ulaşmak için kullanılabilir. Özellikle mücevheratta kullanılan Opal, insanın avuç içi ısıyla renk değiştirme özelliğine de sahip yegane taşlardan biridir. Opal ; terazi, akrep, yay ve balık burcu insanlarına iyi gelen bir taştır.
Sitrin
Sarıdan açık kahveye doğru giden bir renk yelpazesi oluşturan sitrin, birçok hastalığın iyileştirilmesinde kullanılmaktadır. Böbrek, kolon, ciğerler, hazım organları ve kalp için yararlıdır. Tedavi edici enerjinin meydana çıkmasını sağlar. Kendine güveni güçlendirir, insanın kendine zarar verici eğilimlerini yok eder. Sitrin masaj yağlarını etkinleştirmek için de kullanılır. Bu taş yağa enerji vererek, dolaşımı hızlandırır ve deriye daha iyi nüfuz etmesini sağlar. Sitrini ucu aşağı gelecek şekilde boynunuzda taşımanız gerekmektedir. Bu size güven ve evrensel güç sağlar. Bir diğer adı da Tüccar Taşı olan Sitrini, bazı inanan kişiler kasalarına koyarlar. Bunun nedeni onların parasal güçlerini arttırdıklarına inancıdır. Bazı kişilerde onun talihsiz bir taş olduğu fikrindedir ve her ne olursa olsun ona el sürmemeye çalışırlar. Astrolojide aslan ve başak burçlarının taşlarından biridir.
Lapis Lazuli
Doğadaki taşların arasında saf olmayan taşlardan biri olan Lapis Lazuli, lazurit ve diğer mavi minerallerin bileşimidir. Bütün buna rağmen o dünyanın en değerli taşlarından biri olma özelliklerinden bir şey kaybetmez. Çok eski medeniyetlerce de bilinen Lapis Lazuli, bir zamanlar Mısır Kralı Tutankamon'un mezarını süslerdi. Bu taş her zaman mavidir, ancak rengin yoğunluğu çıkarıldıkları bölgelere göre farklılıklar gösterir. Gece Taşı ya da Gerçek Taşı olarak da adlandırılan Lapis Lazuli, renginden dolayı göklerin sembolü olarak kabul edilir. İsim anlamı da "Göklerin Taşı" anlamını içermektedir. Küçük çocukları korkularından ve solunum yolu hastalıklarından uzak tuttuğu için çocuk taşı da denir. İskeleti kuvvetlendirir, tiroid bezlerini harekete geçirir. Tansiyon ve kaygıyı azaltıcı, canlandırıcı etkisi vardır. Zihinsel açıklık ve aydınlanma için kullanılır. Yaratıcı ifade, fiziksel yetenekler ve iletişim yeteneğini kuvvetlendirir. Terazi, yay ve balık burçlarının taşı olarak bilinir.
Yeşim Taşı
Binlerce yıl öncesinde bu yana Çinliler Yeşim taşını en değerli taşlardan biri yapmışlardır. Efsaneye göre büyük Çin Ejderinin yeryüzüne boşalttığı tohumların donmuş hali Yeşim taşınu oluşturmuştur. Günümüzde bile Çinli işadamları ellerinde Yeşimden tılsımlar taşırlar, bir işe başlamadan önce onu tutar, okşar ve ondan güç alırlar. Bu taşın hayvan biçiminde yontulmuşları bugün bile çok revaçtadır. Ayrıca Yeşim taşının akıl hastalıklarına, dahili hastalıklara, göz bozukluğuna ve kadınların adet ve doğum sancılarına iyi geldiğine de inanılmaktadır. Astrolojik olarak koç, boğa, ikizler, başak ve terazi burçlarının da taşıdır.
Hematit
Hematit, demirin başlıca kaynaklarından biridir. Narin bir kristal çeşididir ve işlenirken Mohs'a göre 6,5 sertlikte olmasından dolayı çok titiz bir çalışma ister. Kan dolaşımı üzerinde pozitif etkisi vardır. Dalağın doğru çalışmasını sağlar. Enerji ve canlılık verir, stresi azaltıcı etkisi vardır. Çekim gücü fazla olduğundan, kişisel çekim, neşe, cesaret ve istek verir. Özellikle karar verme güçlüklerine birebirdir. Eski çağlarda tılsım olarak kullanılan taşların başında gelir, ancak modern çağda da insanlar bu taşın bel soğukluğuna iyi geldiği inancındadırlar.
Yakut
Güzelliği ve sertliği nedeniyle en değerli taşlardan biri olarak kabul edilir. Ona, Hindistan'da "Değerli Taşların Efendisi" adını yakıştırmışlardır. Amerika, Avrupa'da çıkarılmasına rağmen Hindistan ve Güneydoğu Asya Yakut’un anavatanıdır. Elmas’tan sonra en sert değerli taştır. Kan dolaşımına pozitif canlandırıcı etkisi vardır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kişiyi sınırlamalarından kurtardığı gibi, kendinden fazla diğerlerini düşünmesine yol açar. Cesaret, ruhsal gelişme, liderlik, mutluluk duygularını arttırır. Cinsel aşırılıklara da iyi geldiği söylenenler arasındadır. Astrolojik olarak koç, yengeç, aslan, akrep, yay ve oğlak burçlarının da taşıdır.
Aquamarine
Gök Zümrüt de denilen Aquamarine, soluk mavi-yeşil renkli bir taş olmasından dolayı, Sakin Taş olarak da bilinir. Her ne kadar Sakin Taş denilse de, Cesaret taşı olarak adlandırılır ve onu taşıyana ya da takana özellikle ölüm karşısında cesaret verdiği söylenir. Bu taşı renginden dolayı, özellikle denizciler tılsım diye kullanırlar. Renginden dolayı kahinler tarafından geleceği görmek için de kullanıldığından Kahin Taşı olarak da anılır. Akıl almaz renklerde bulunabilen Aquamarine, mücevheratta kullanılır. Ona muhteşem mavi rengi verebilmek için dört yüz derecede ısıtılması gerekir. Bu güzel taşın en çarpıcı örnekleri Brezilya'dan çıkar. Aquamarinin sinirleri yatıştırıcı özelliğinin yanı sıra düşüncenin berraklaşması ve yaratıcı gücün ortaya çıkmasında da büyük rolü vardır. Böbrek, karaciğer, dalak ve tiroid bezlerini kuvvetlendirir, vücudu temizler. Astrolojik olarak koç, ikizler, akrep, kova ve balık burçlarının taşlarındandır.
Obsidyen
Renginden dolayı kimileri ona Kara Kadife de derler. Obsidyen’in en tutulan cinsi üzerinde beyaz lekeler olan Kar Taneli Obsidyendir. Bu tür aynı zamanda Saflık Taşı olarak da bilinir. Karın ve bağırsakları etkileyerek iyileştirir, zihin ve duyguyu birleştirir. Maskulen enerji verir, negatif unsurları yok eder. Kaygıyı azaltır, bilinçaltındaki blokajları temizler. Akıl ve sevgi ile bağlarımızdan kopmamayı simgeler. İkizler ve yay burçlarının taşıdır.
Aytaşı
Ay'ın parıltısını yansıttığı söylentilerinden dolayı bu ismi alan Aytaşı, lenfotik sistemdeki bozuklukları ortadan kaldırır. Duygusal dengeleyici vasıflara sahiptir. Tutumlarda esneklik yaratır. Bu taş hakkında en çok rivayeti ortaya çıkartan yerlerden biri de Hindistan'dır. Hindistan da kutsal bir taş olarak kabul gören Aytaşı’nın sevgilileri daha ihtiraslı yaptığı da söylenir. Aytaşı, kadınlar tarafından kısırlığa iyi geldiği ve üreme organlarının sorunlarını çözmesi ve de kolay doğum yapmaya yaradığı için taşınır. Kişilerdeki egoizmi giderdiği ve fazla yemek yeme dürtülerini ortadan kaldırdığı da bilinir. Aytaşı üzerine yapılan rivayetlerin en çarpıcısı da, onu tılsım olarak taşıyan kişiyi şöhretli ve görünmez yaptığıdır. Burçlar kuşağına yengeç, terazi, akrep, kova ve balık burcunun taşıdır.
Turkuvaz
Bilinen taşların ve de tılsım olarak kullanılan taşların en popüleridir, çok sayıda da koruyucu özelliği bulunur. Bütün bedeni kuvvetlendirir, hücreleri yeniler, kan dolaşımı, ciğerler ve solunum sistemini canlandırır. Sakinlik verir ve yaratıcı ifadeye güç kazandırır. Duygusal denge, iletişim, sadakat ve dostluğu sembolize eder. Turkuvaz eski çağlarda hayvanları kötü etkilerden korumak için At Tılsımı olarak da kullanılırdı. Aztek uygarlığında ise bu taşa "Tanrıların Taşı " adı verilmişti. Turkuvaz, boğa, başak, akrep, yay, oğlak ve balık burçlarının taşı olarak da bilinir. Yılan Taşı : Genellikle de tılsım yapımı için kullanılan Yılan Taşı, kadim Mısır Uygarlığı'ndan beri kullanılmaktadır. Taşın bu ismi alması, dış görünümünün bir yılanın derisine benzemesindendir. Bu sebepten dolayı da her türlü böcek sokmaları, akrep ve yılan sokmaları gibi durumlar için iyileştirici olarak kullanılır. Ayrıca kişilerde romatizmal rahatsızlıklara da iyi geldiği söylenir. Bu taşla romatizma tedavisi yapmak için, ağrılı yerlere bu taşı sarmak gereklidir. Diğer yandan cerahatlerdeki biriken irini akıtmak için de kullanılabilen bir taştır.
Kaplan Gözü
Bir kuvars cinsi olan Kaplan Gözü, bazı kesimlerde "Bağımsızlık Taşı" diye de anılır. Buna sebep, taşın kendisini üzerinde bulunduran kişileri başka insanlara karşı daha az bağımlı yaptığına inanılmasıdır. Bu özelliği ikili ilişkileri zedelediği gibi, iş hayatında da ortaklıkları sona erdirebilir. Bu sebepten de çelişkili bir taş diye de adlandırılır. Sindirim sistemi bozuklukları bu taş sayesinde giderilebilir. Dalak, pankreas ve kolon için faydalıdır. Duygusal denge unsurudur ve inatçılığı azaltan bir taş olarak bilinir. Maskulen enerji verdiği gibi, kişilerin olayları net algılamasında rol oynar. Kaplan Gözü’nün bir özelliği de nazardan koruduğuna inanılmasıdır. Daha çok eski zamanlarda bu niyetle kullanılırdı. Oğlak ve yengeç burçlarının taşı olarak bilinir.
Topaz (Sarı Yakut)
Eski zamanların en kudretli taşlarından biri olan Topaz’ın, göz hastalıklarını ve veba gibi salgın hastalıkları ortadan kaldırdığı söylenir. Bir adı da "Aşk Taşı" olan Topaz’ın pek çok rengi mevcuttur. Bu taşın sağlıksız insanları sağlığına kavuşturduğu, onları korkaklıktan ve ahlaksızlıklardan koruduğu bilinir. Çok güzel ve nadir bulunan taşlardan olan Topaz, özellikle mücevher yapımında kullanılır. Doğal ve muhteşem ışığıyla göz kamaştırıcı bir taştır ama, renksiz ve değişik renk gruplarına da rastlanabilirler. Sarı Topazla Turuncu Topaz en değerli çeşitleridir. Bugün dünya yüzünde en değerli Topaz’ların çıkarıldığı ülke Brezilya'dır. Topaz kristalleri genelde dörtgen şeklinde olur. Topaz elmasla aynı ağırlığa sahip yegane doğal değerli bir taştır. Şeffaf Topaz kimi zaman elmastan ayırt edilemez, bu benzerlik ancak Mohs ölçeğiyle ayırt edilebilir. Aslan, başak ve balık burcunun taşıdır.
Lal
Dairesel veya oval biçimli bir taştır. Lal'in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızıdır. Üzerinde taşıyanı, bedensel zayıflığa ve acımasızlıklara karşı koruduğu bilinir. "Hayal Kuran" ve " Merhamet Taşı" olarak da bilinir. Cinsel enerjiyi ve duyarlılığı artırdığı, cinsel dengesizliğe karşı koruma taşı olarak bilindiğinden bazı yerlerde "Tutkuların Taşı" olarak da bilinir. Latince adı Garanatum'dan gelen Lal taşı, Garnet olarak da adlandırılır. Kalp şeklinde yapılmış tılsım Lal'ler, eşleri ve sevgilileri cezbetmeye yaradıkları gibi, yatak ve yastık altına konulduğunda kötü rüyaları ve gecenin kötü ruhlarını kovar. Bedeni kuvvetlendirir, temizler, canlandırır. Bilhassa kan damarları için çok yararlı bir taş olan Lal, hayal gücünü harekete geçirir, sevgi ve şefkati sembolize eder. Koç, akrep, oğlak ve kova burçlarının taşı olarak bilinir.
Aventurin
Metalik parıltılar saçan ve tanecikli bir yapıya sahip, açık yeşil bir Kuvars türü olan Aventurine aynı zamanda Yıldız Taşı da denmektedir. Kalbin yakınına yerleştirildiğinde, kalbi diğer insanların olumsuzluklarından koruyacak bir enerji yayar. Bu taşın Yeşim taşı ve Pembe Kuvars arasında bir yumuşaklığı vardır. Sizin, fazla hassaslaşmadan yumuşak ve açık yürekli olmanızı sağlar. Kalbini kapattıktan sonra şimdi yeniden açmaya hazırlanan kimseler için yatıştırıcı bir etki yapar. Bu pürüzsüz taşı göğsünüzün üzerinde doğrudan cildinize temas ettirmek en iyi yoldur. Şayet taş sivri ise, o zaman sivri ucu yukarıya getirmek gerekir. Bu taş sınırsız imkanlar taşıdır, size geniş ufuklar açar. Hayal kuranların taşı olarak da tanınır. Kendinizi sınırlanmış, engellenmiş, dar düşünce kalıpları ya da modası geçmiş davranışlar içine sıkışmış hissettiğinizde bu taşı kullanabilirsiniz. Özellikle kendi bildiğini okuyan genç insanlar için çok uygundur.
Magnezit
Yeryüzünde bilinen en değerli minerallerden biri olan Magnezit, hassas işlenebilme özelliklerinden dolayı değerli taş olarak pek tercih edilmez. Endüstriyel açıdan yaygın bir ticari ve tıbbi kullanımı olan en önemli materyallerden biridir. Beyaz, gri, sarı ve kahverengi renklerinde olurlar. Analiz etmek, kendini tanımak ve araştırıcılık ruhunu geliştirmeye yardımcı olan bir taş olduğu gibi, kişileri motive etmesi ve farkındalığı arttırma özellikleri de bulunur. Hayal gücünü ve yaratıcılığı arttırdığı ve meditasyonlarda iç huzuru sağladığı da bilinir. Koç burcunun taşı olarak bilinir.
Oniks
Kaygı azaltıcıdr, kadın/erkek kutuplaşmasını dengeler ve ilikleri kuvvetlendirir. Kontrol ve denge unsuru bir taş olan Oniks, bağımlılıklardan kurtulmaya da yardım eder. Değerli bir taştır ve kişinin konsantrasyonunu sağladığı gibi nazara karşı da kullanılır. Kimi yerlerde zaman zaman "Ayrılık Taşı" diye de nitelendirilir. Çeşitli renkleri olan Oniks, kişinin hangi konuda enerji desteğine ihtiyacı varsa onu sağlayan bir taş olarak da bilinir. Gelecek kaygılarını yok ettiği gibi kişilerde farkındalığı da sağlar. Aslan burcuyla ilişkilidir.
Zirkon
Mücevher olarak kullanılan taşların en ünlüsü olan Zirkon, tamamen renksiz olabildiği gibi, kahverengi, yeşil, kırmızı ve sarı da olur. Zirkon aynı zamanda Zirkonyum elementinin de başlıca kaynağıdır. Mücevher olarak kullanılacak olan Zirkonların en değer göreni renksiz olanlarıdır. Elmasa benzetilmesine rağmen sertlik derecesi elmastan 2,5 Mohs daha azdır. Zihni kuvvetlendirici bir taş olan Zirkon, ince ve kalın bağırsak hareketlerine faydalı ve uyumayı kolaylaştırıcı özelliğe de sahiptir. Bunun yanında duygusal denge unsuru olarak da bilinmektedir. Aslan, başak, yay ve kova burçlarının taşı olarak bilinir.
Turmalin
Pozitif ve negatif kutuplara sahip, elektriksel özellikleriyle çok değişik ve olağandışı bir taştır. Çeşitli renklerde ve karışık renk biçimlerinde bulunan cinsleri vardır. Mücevher ve süs eşyası yapımında çokça tercih edilen bir taştır. Endokrin (hormon) sisteminin dengelenmesine yardımcı olur ve uyku verir. Beden-zihin ikilisini kuvvetlendirici özelliğinin yanı sıra duyarlılık ve anlayışı da arttırır. Konsantrasyon ve sezgisel güçleri arttırdığı gibi, koruyucu etkileri de bulunur. Aslan, terazi ve oğlak burçları bu taşı kullanabilirler.
Elmas
En sert ve kıymetli taş olan Elmas için "rüyaların taşı" da denilmektedir. Beyin fonksiyonlarını ve kişilikteki blokajı ortadan kaldırıcı özelliklere sahiptir ve aynı zamanda temel bir tedavi edici niteliktedir. Bedeni temizleyerek negatif kuvvetleri yok etmesinin yanı sıra zihin/ruh/beden üçlüsünü birleştirici ve bütünleştirici gücü de bulunur. Bolluk, saflık, masumluk ve sadakat simgesidir. Mücevher olarak da yüzükten tutun, kolye ve küpeye kadar bir çok çeşitte kullanılmakta olup kıymeti son derece yüksektir.
Zümrüt
Dünyanın en kıymetli taşlarından biri olan Zümrütler mitlerin ve efsanelerin taşıdır. Geçmişte Şeytanın Cennet'den kovulurken alnından düşen taşın ve Kutsal Kadeh'deki taşın da Zümrüt olduğu söylenir. Renginin yeşil olması nedeniyle bu taşın yağmur yağdırdığına inanılırdı. Bağışıklık sistemi,sinir sistemi, kalp, ciğer ve böbreği kuvvetlendirdiği bilinir. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal dengeleyicidir. Bolluk, sevgi, iyilik, sakinlik, denge ve sabır unsurlarını içerir. Zümrüt’e kimi yerlerde "Koşulsuz Aşk Taşı" da denmektedir. Sevgililerin birbirlerine verebilecekleri en iyi armağan olarak görülür. Bazı İslam ülkelerinde Zümrüt’ün var olan koruyucu tılsım gücünü bazı ayetler okunarak daha da güçlendirildiğine de rastlanmıştır. Koç, boğa ve ikizler burçlarının taşıdır.
Safir
Dünyanın en pahalı ve değerli taşları arasında bulunan safirler, sert ısılara dayanıklı ve muhteşem mavi renkte ve beyaz damarlı olurlar. Dünya yüzünde en değerli ve ünlü Safirler Hindistan'dan çıkmışlardır. Mohs ölçeğine göre Safir Elmastan sonra gelen sertlik derecesine sahiptir. Safirler saf iken renksiz bir mineral olan Korondumun bir çeşididir. Çok değerli bir mücevher olması onları aranılır bir hale getirmiştir. Bugün bilinen en büyük Safir, 563 kıratlık Hindistan Yıldızıdır ve New York Doğal Tarih Müzesinde teşhir edilmektedir. 330 kıratlık olan bir diğer Safir ise Asyanın Yıldızı adlı taştır ve Washington DC'de sergilenmektedir. Kalp ve böbrekleri kuvvetlendirir ve tüm salgı bezlerini harekete geçirici özelliği vardır. Psişik yetenekleri arttırır ve sezgi gücünü güçlendirir. Bundan dolayı yaratıcı ifadenin gelişmesinde büyük rol oynar. Karışıklığın ortadan kalkmasına neden olup kozmik farkındalığı arttırır.
Azurit
Bir çeşit bakır cevheridir. Sinir sistemindeki enerji akışını arttırır, oksijenin daha iyi kullanılmasını sağlar. Psişik güçleri arttırıcı özelliğinin yanı sıra, düşünceleri berraklaştırır. Uzun süre araba kullanan ya da bilgisayar başında çalışmaktan dolayı gözleri yorulanlar için çok iyidir. İki tane Azurit taşı adet dönemi kramplarında ya da yumurtalık sancılarını gidermek için kullanılır. Azuritin mavi olanı rahatsızlık giderici olarak kullanılabilir. Azurit ile Malahit taşı birlikte kullanıldığı takdirde gömülü olan duygular ortaya çıkar. Aynı anda bir mücevher olan Azuritten yapılma kolye ya da küpeler, ruhsal olarak uyanık kalmanızı sağlar. Ayrıca sizi merkezde tutarak konuşkan olmanıza yardım eder.
Kehribar
Taş olarak bilinir ama, reçinenin taşlaşması sonucu oluşmuştur. Çok yumuşak ve çok hafiftir. Özellikle ısıtıldığı zaman elektriksel ve manyetik özellikleri açığa çıkar. Yaydığı sıcaklık enfeksiyonun yayılmasını önlediği ve soğuk algınlığını giderdiği için, genelde boynun çevresine takılır. Boğaz ve tiroid bezi enfeksiyonlarını tedavi etme özelliği vardır. Roma devrinde kehribar, guatr tedavisinde kullanıldığı gibi günümüzde de bu yöntem çok yaygındır. Bütün sarı taşların aslan burcu insanına iyi geldiği bilinir. Bu sebeple aslanlara uyarıcı bir etki yapar.
Krizoprase
Çok güzel ışıltıları olan bir taştır. Nörotik durumlarda dengeleyici ve iyileştirici özelliklere sahiptir. Depresif durumlarda ise rahatlatıcı özellikleri vardır. Kişinin problemlerini görmesine yardımcı olarak, kendini tanımasını sağlar ve iç huzuru verir. Seks konusunda kaygıları olanlar ya da seksüel bozukluk taşıyan kişiler bu taşı kullandıkları takdirde bir çok cinsel problemi de halletmiş olurlar. Bu taş aynı zamanda kişisel yeteneklerin ortaya çıkmasında da büyük rol oynar.
Jasper
Karaciğer, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir ve çok kuvvetli bir tedavi edicidir. Toprak elementini temsil eder. Sindirim sistemi ve safrakesesini güçlendirir, endokrin(hormon) sistemine denge sağlar. Kişinin kendini sağlıklı, güçlü hissetmesini sağladığı gibi fiziksel direnci arttırır. Sevginin ve inanç sisteminin simgesi olarak bilinen bir taştır.
Malahit
Malahit, yeşil ve üzerinde daha koyu yeşil ortak merkezli çizgileri olan bir taş olup, özünde neşe taşır. İsminin anlamı da arındırıcı demektir. Sakinleştirici bir taş olup, uyku ve uyumaya yardım eder. Güneş sinir ağı chakrasının üzerinde kullanıldığında, içimize gömdüğümüz acıları tekrar ortaya çıkarma gücü vardır. Bu eski acıların kendini ifade etmesiyle taşıdığınız kederin ağırlığını da üzerinizden atabilir ve neşenize tekrar kavuşabilirsiniz. Neşe enerjisi, hızla dönen bir enerjidir ve her bir chakrayı çevreleyen enerjiye benzer. Malahit, iki ayrı tondaki yeşil rengi ile yeryüzünün titreşimlerini tutar. Siz toprağın gücünden etkilenirken, toprak da size sevgi ve huzur sunar. Bu kendinizi yeterince güçlü hissetmenizi sağlar, böylece eski acılardan da kurtulursunuz. Malahit, aynı zamanda pankreas ve dalak fonksiyonlarını da arttırdığı gibi, kaygı ve tansiyonu da dengeleyip, hücreleri yenileme özelliği de sergiler. Dolaşım sistemi ve kalbi kuvvetlendirir ancak bu taşı aşırı duygusal olduğunuz günlerde fazla kullanmamalısınız.
Olivin (Zebercet)
Kalp, pankreas, dalak ve ciğer üzerinde olumlu etkisinin yanında, doku bozulmalarını da önleyici özelliği olan bir taştır. Rengi bağlı olduğu Zümrüt familyası gibi yeşil bir taştır. Bedeni temizleyip vücut-zihin dengesini sağlar, kaygıyı düşürüp zihni açar ve kişisel büyümeyi hızlandırır.
Pirit
Üzerinde altın rengi benekler oluşmuş çok güzel ve değişik görünümde bir taştır. Hazımsızlık çekenler için tavsiye edilebilecek bir taştır ve aynı zamanda da kan dolaşımına iyi gelen özellikleri vardır. Beyin fonksiyonunu arttırıcı gücü ve kişilerin dünyaya pembe gözlüklerle bakmasını sağlayıcı fonksiyonları ile birlikte irade gücünü de yükseltir. Diğer bireylerle uyumlu çalışmanın gerçekleşmesine de yardımcı olur.
Kalsedon
Kalsedon, kuvars ailesinin üyesi bir taştır. Şeffaf, yarı şeffaf veya donuk olabilir. Salkım şeklinde sarkıtlar halinde ve kaya oyuklarının astarlarında oluşur. Bazı zamanlar küçük bir miktar Opal içerir. Fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeleyicidir. Herkes arasında kardeşliği teşvik eden bir taştır. İyimserlik ve iyi dilekleri sembolize eder. Düşmanlığı, huzursuzluğu ve melankoliyi yatıştırır. Cömertliği, hassaslığı, anlayışı arttırır, minerallerin etkili bir şekilde özümsenmesini sağlar. Zihnin sağlamlığını arttırarak, bunamayı tedavi eder.
Mercan
Kireç karbonatı, magnezyum, silis karbonatı, magnezyum florüt ve kalsiyumdan oluşmaktadır. Pek çok kişi Mercanın, kalbi ve dalağı güçlendirdiğini söyler. Ayrıca Mercan, nazara iyi geldiği gibi, konsantrasyon eksikliğini de giderici özelliğe sahiptir. Başta sedef hastalığı olmak üzere, bir çok cilt hastalığının da iyileştirilmesinde kullanılabilir. .






TILSIMLAR (BİTKİSEL)
Bitkisel TılsımlarGünümüz dünyasında sağlıklı beslenmenin tek yolu olan bitkiler, eski çağlardan bu yana koruyucu olarak da kullanılmışlardır. Bunların kimi doğal hallerinde muhafaza edilerek kullanılmışlar, kimileri kurutulup öyle kullanılmışlar, kimileri ise değerli bir madene kopya edilerek koruyucu güçlerinden fayda sağlanmışlardır. Doğal hallerinde bitkileri saklamak, soldukları ve bozulabildikleri için sık sık değiştirilmelerini gerektirse de halk arasında pek sık kullanılan bir yöntemdir.Sarmısak : Çok eskilere dayanan koruyucu etkisi sarmısağı bitkiler içinde en etkili bir bitki tılsımı haline getirmiştir. Bilimsel olarak faydalarının arasına her gün bir yenisi eklenen sarmısak, eskiden vampirlere karşı korunma olarak kullanılırdı. İnsanlar evlerine sarmısaklar asarak bu kan emicilerden korunacaklarına , sarımsağın kokusunun vampirleri eve sokmayacağına inanırlardı. Hatta durum çok vahimse, sarmısağı boyunlarına bağlayıp öyle yatarlardı. Öte yandan sarmısak huysuz bebeklerin, gece rahat uyumaları için yatağın altına konurdu ve bebeklerin sakinleşmesi sağlanırdı. Ortaçağlarda sarmısak, savaşlarda yaralanmalara karşı da kullanılmış ve savaşanları koruduğuna inanılmıştı. Denizciler kötü hava şartlarına ve deniz kazalarına karşı da sarmısak kullanırlardı.Defne : Defne ağacı, bulunduğu yere bereket getiren bir ağaç olarak bilinir. Onun bulunduğu yere hastalık ve kötü cinler giremez inancı pek yaygındır. Eski Yunan ve Roma' da taçlar defne dalları ve yapraklarıyla süslenir, mitoloji de ise defnenin yıldırımsavar bir gücü olduğuna inanılırdı. Hatta bu inanış o kadar geçerlilik kazandı ki, günümüzde bile ev girişlerinin iki yanına dikilen defne ağaçları hem evi kötü ruhlardan hem de yıldırımlara karşı koruyarak adeta bir paratoner vazifesi görmesi sağlandı.Fesleğen : Hintlilerin kutsal bitkisi fesleğen, Tanrı Vişnu ve Krişna' ya adanmış bir bitkidir. Doğum sırasında kadına yardımcı olduğuna inanılırdı. Sahibini sancılardan ve ağrılı hastalıklardan koruduğu da inanışlar arasındadır. Akdeniz' ülkelerinin bazılarında ise fesleğen, evdeki bakire kızın koruyucusuydu. Şayet evdeki bakire kız evlenme çağına gelmişse, fesleğen saksısıyla birlikte camın önüne konur ve evdeki kızın artık evlenmeye hazır olduğu bu, koruyucu bitkisi olan fesleğenle ilan edilirdi.Kına : Kına bugün bile kullanılan hem uğur, hem de koruyucu nitelikleri olduğuna inanılan bir bitkidir. Düğünden bir gece evvel, kına geceleri düzenlenmesi, Türkiye'de olduğu kadar bir çok değişik Ortadoğu ve Asya ülkelerinde de yapılmaktadır. Kimi yerlerde bu kına gecelerine yalnızca kadınlar katılır ve gelinin ellerine sürülen kına bir bezle bağlanarak ertesi gün açılır. Bu uzun bir müddet elden çıkmaz. Bunda amaç, düğüne gelebilecek nazarın ve şeytani güçlerin saldırılarını etkisiz hale getirmektir. Bu gelenek Anadolu' muzda yıllardır özelliklerinden hiç bir şey kaybetmeden uygulanmaktadır.Meşe Palamutu : Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan meşe palamutu da bu sebepten dolayı özel güçlere sahip olarak bilinir. Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiği bilinmekte, inanılmaktaydı. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesiyle uzun yaşamı da temsil ettiği bilinir. Üzerinde bir meşe palamutu taşıyanın hiç yaşlanmayacağına inanılırdı.Sarı Kantaron : Bir adı da Aziz John Kökü olarak bilinen Sarı Kantaron, kötü ruhları, kötü güçleri kovmak için kullanılan en etkili bitki olarak bilinir. Eski Roma' da bu bitkiye "Şeytan Kaçıran" denirdi. Sarı kantaronu, dalınla birlikte evin bir köşesine asmak, o evin ve sakinlerinin tılsımlı ve güçlü bir korumaya sahip olacaklarını ve evden içeri hiçbir kötü ruhun girmeyeceği anlamına gelirdi. Bundan başka sarı kantaronun evi yıldırımlardan ve ölümden de koruduğuna inanılırdı. Bu bitkiyi evlerde en çok asılı olarak Aziz John' un 24 Haziran' da ki yortusu sırasında görebilirsiniz. Bitkinin bir cinsinin yaprakları ışığa doğru tutulduğunda, üzerinde kırmızı lekeler görülür. Bu da Aziz John' un kafası kesildiği sırada kanının bitkinin yaprakları üzerine düşerek bıraktığı lekeler olarak yorumlanır. Sarı kantarona Aziz John Kökü denmesinin sebebi de bu rivayete dayanmaktadır.Yoncalar : En çok revaçta olan uğur simgesi olarak bilinen yoncaların, en makbulü dört yapraklı yoncadır. Üç yapraklı yoncanın da uğurlu sayıldığı yerler vardır, örneğin İrlanda gibi. Ama dört yapraklısı daha nadir bulunduğu için, üç yapraklıya nazaran güçlerinin daha fazla olduğu düşüncesi yaygındır. Dört yapraklı yoncanın inanılan tılsımlı güçleri arasında kötü büyüden korunma, inanç sağlamlığı, denge, birlik ve bütünlük sembolü olma özelliklerini sayabiliriz. Yoncaların dörtten fazla yapraklılarına da rastlamak mümkün. Yaprak adetlerine göre her birinin ayrı ayrı anlamları bulunur. Mesela, beş yapraklı yonca zenginliği işaret ederken, altı yapraklısı aşkı, yedi yapraklı olanı ise kötülüklere karşı korunmayı belirtir.Üvez Ağacı : Keltler in Minerva' sı , Gaul ülkesinin sanatçılara ve zanaatkarlara ilham veren Tanrıçası Brigit' in kutsal ağacı olarak mitoloji de bile kendisine yer bulan üvez ağacının, kötü büyüleri bozduğuna inanılırdı. Öyle ki ; bir vampirin göğsüne çakılacak kazığın, amacına ulaşabilmesi için, üvez ağacından yapılmış olması gerekir derler. Bir bahçe içine ekilen üvez ağacı, bulunduğu bahçeyi, evi ve içindekileri şanssızlıklardan korur, iyi talihin gelmesini sağlarmış. Gemilerde fırtınaya, evlerde yıldırım düşmesine karşı kullanılan üvez ağacı, muska olarak da iki dal parçası kırmızı bir kurdelaya bağlanarak taşınırdı.Kehribar : Görenin taş ya da kaya cinsi sandığı kehribar, aslında çam ağacının fosilleşmiş reçinesidir. Bugün kullanılan kehribarın, yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi ve takana sirayet eden özel güçleri vardır. Kehribar tılsımları, takana hem hem kötü talihi yenmesi açısından, hem de iyi şansı çekmesi açısından çok yararlıdır. Kehribar boncuklarından yapılmış bir kolyenin, kişiyi zehirlenmelere karşı koruduğu bilinen yönlerinden biridir. Kehribarın erkek penisi şeklinde yontulup, tılsım olarak kullanılmasının da nazara ve kötü ruhlara karşı çok etkili olduğu inancı, 1900' lerin başında çok yaygındı. Çeşitli hayvan motiflerinde işlenen kehribarların da erkeklerin cinsel iktidarlarını kazanmasına , kadınların da doğurganlıklarını arttırmasına yardımcı olduğu bilinirdi. Kehribar, doğal hali bozulmadan boyuna asıldığı zaman guatr hastalığına da iyi gelmektedir. Kişinin bu tedavi sırasında üç ay kehribarı boynundan hiç çıkarmaması gerekmektedir.Kekik : Kekik bitkisi, yemeklere lezzet katan tadının yanı sıra da önemli bir koruyucu olarak bilinir. Bir kekik dalını yanında taşıyan kişi, korkularından, hastalıklarından ve karabasanlardan kurtulur. Saçına bir kekik dalı takan kadının aşkta şanslı olacağına inanılır. Kekik, insanların enerji eksikliklerini tamamladığı gibi, psişik güçlerini de güçlendirir.Abanoz Ağacı : O filmlerde gördüğümüz, yazılarda okuduğumuz sihirbaz değneklerinin işlevlerini iyi yapabilmesi için mutlak abanoz ağacından yapılması inancı bugün bile gündemdeki yerini korumaktadır. Koruyucu bir etkisi olduğu bilinen abanoz ağacının tahtasından yapılan tılsımlar, bugün en revaçta olan tılsımlardır. Nazarlık ve muska olarak yapılan bu tılsımların kişileri kötü ruhlardan ve kem gözlerden koruduğuna inanılır.